vanekspres.com.tr’ de yayınlanan 3 bölümlük Küresünniler yazı dizisinin 3. bölümü yayınlandı.
Ercan DEMİRCİ’nin kaleme aldığı yazı dizileri için kendisine teşekkür ediyoruz.
1.Küresünniler – 1 “Acem senin babandır!”
2.Küresünniler – 2 Kökenleri, Siyasi Duruşları, Yaşadıkları Yerler
3. yazı da aşağıdaki şekilde:
Daha önce anlaştığımız gibi (öyle farzediyorum:)), bugün Küresünniler yazı dizimizin 3’üncü ve son bölümü. İlk iki bölümde geçmişten günümüze uzanan yaşam serüvenlerini okumuştunuz.
Baştan şunu söyleyeyim; gönül ister ki, bu coğrafyada hiç kimse ama hiç kimse ayrımcılığa maruz kalmasın. En başta Kürtler!… Dilini, dinini, gelenek göreneğini, kültürel zenginliğini özgürce yaşasın herkes…
Gönül böyle ister ama, ihtiyacından fazlasını isteyen, başkalarının özgürlüğüne tahammül edemeyen, karnı doysa gözü doymayan, egosu, kibri, hırsı tükenmeyen tek yaratık insanoğlu, buna tek engeldir maalesef…
*****
Ogün kahvede oturmuş arkadaşlarıyla savaş alanına dönen Van sokaklarını konuşuyorlardı. Tarih 28 Mart 2014. Polisle göstericiler arasında yine çatışma çıkmış, öğleden sonra olaylar durulur gibi olmuştu. Hızla içeri giren bir arkadaşı sarılıp “kardeş geçmiş olsun, çok üzüldüm!” dedi. Bir anda dünya durdu. Saliseler yıla döndü. “Ne olmuş” diye haykırdı. Arkadaşı “Eyvah, haberin yok muydu” diyebildi mahcup bir halde. Nefes alamaz haldeydi Ferhat Atacan. “Çabuk söyle Selahattin abi” diye tekrar bağırdı. “Abi Ahmet’i dövmüşler ama durumu iyi, merak etme!”
Bir baba için dünyanın en zor anıydı. Selahattin, “durumu iyi, merak etme” demeye çalışıyordu ama o çoktan kapıdan çıkmış, bulduğu ilk taksiye binmiş, son sözleri duymamıştı bile. Yolda giderken hangi hastaneye kaldırıldığını eşinden öğrendi. 14 yaşındaki Ahmet’in, okuldan dönerken göstericilerin arasında kalınca fena halde dövüldüğünü, cesaret edip kimse söyleyememişti ona…”
Tedavisi evde ve birkaç gün devam etti. Van’ın en eski gazetecilerinden biri olan Ferhat Atacan’ın ağzını bıçak açmadı. Kursağından lokma geçmedi. Aynı şeyleri yaşamış olan aileleri düşündü uzun uzun. Sonunda ayağa kalkacak takati bulunca bir karar aldı. Bir hafta sonra Van Küresünniler Derneği’ni kurdu.
O güne kadar herhangi bir çatı altında bir araya gelememiş olan Küresünniler, adeta bu günü beklemişti. Akın akın gelip üye oldular. Kısa sürede iş büyüdü, İrandakiler, batı illerindekiler destek mesajları gönderdi. Üniversiyetle işbirliği yapıldı, kültürel sanatsal etkinlikler düzenlendi.
Kendi tabirleriyle Van ve doğu illerinde “Acem”, batı illerinde ise “Kürt-PKK’lı” olarak dışlanan Küresünniler, ilk defa güç birliği yapmanın heyecanını yaşadı.
Yerel, ulusal ve uluslararası yayın kuruluşlarında defalarca haber oldular. Amerikanın Sesi Radyosu, BBC gibi önemli yayın kuruşlarına bile çıktılar. Atacan, batı illerinde birçok konferansa konuşmacı olarak davet edildi.
Birlikten güç doğar felsefesiyle tek yumruk olmaya başlayan Küresünniler, Haziran 2015 Milletvekili seçimlerinde iktidar partisi AKP’den seçilecek bir sırada yer istediler. Karşılık bulamayınca seçimi Boykot ettiler. AKP Van’da bir milletvekili kaybetti.
Derneğin etkinliği anlaşıldı ancak bu defa kendi içlerinde çatışmalar başladı. Herkes ben yaptım demeye başladı. Güç gösterileri, tartışmalar, kutuplaşmalar, anlaşmazlıklar baş gösteri. Kısa sürede mitoz bölünme yaşadılar. Başına “Öz” bırakılmamış, aynı isimli yeni bir dernek kuruldu, bölünerek çoğaldılar…
Yeni dernek bazı kararlar aldı. Bu noktadan sonra Ferhat Atacan, unutulan geleneksel müziklerin, halk oyunlarının yeniden canlandırılması, düğünlerde çalınması, Küresünni yemeklerini yapan lokantaların, geleneksel tatlıların, pasta, böreklerin sunulduğu, müziklerin çalındığı Kafelerin, mekanların açılması ve bir yandan da Küresünnilerin “Kürtçe” öğrenebileceği kursların açılması için harekete geçti.
Ancak yüz yıldır Van’da birlikte yaşadıkları Kürt halkının dilini öğrenerek kaynaşmak gerektiğini savunanların karşısına bu defa; “Ajanlıkla suçlanırız, başımıza iş açılır” diyenler çıktı. Yine anlaşamadılar. Faaliyetler durdu. İkinci dernek kapandı. İlki faaliyetlerine devam etti.
Sevgili okurlar yukarıda anlattıklarım dışarıdan bir gözün tarafsız bakışından başka bir şey değil. Gerek Atacan, gerek Küresünni Aşiretine mensup çok sayıda kişiyle konuştuktan sonra benim vardığım kanaat şu yöndedir: Ortadoğu halklarının şahsına münhasır bir özellik Küresünnilerde de var. Hatta biraz fazlasıyla var. Bir ideal uğruna başlangıçta bir araya gelebilen Küresünniler, kendi içlerinde bireysel çatışmalar yaşayınca aynı hızla birbirinden uzaklaşabilen bir millet. Tıpkı Kürtler gibi…
Sanırım hiç kimse ikinci adam olmayı kabul etmiyor, herkes “lider” benim diyor. Kimse vezirlik makamını beğenmiyor, padişah ben olacağım diyor.
120-130 Bin gibi ciddi bir nüfusa sahip olmalarına rağmen, bu karakteristik özellikleri bir güç merkezi olmalarını engelliyor. Dün ve bugün bahsettiğim başarısızlıkların temel kaynağı sanırım bundan ibaret…
Sözün özü bu. Ben gazetecilik görevimi yaptım ve enine boyuna olan biteni yazdım. Başka söze gerek yok sanırım… Yalnız, 3 bölümlük yazı dizimizin sonunda size bir de haberim var. Onunla kapatayım…
Bildiğiniz üzere dünyada isminin içinde mezhep adı geçen tek topluluk Küresünniler. Şimdi bu yüzlerce yıllık adı “Reforme” etmeye hazırlanıyorlar. Sebebi şu; gerek İran’da gerek Türkiye’de mezhepçiliği bu kadar ön plana çıkaran ve ayrışmaya neden olan bu ismin kendilerine zarar verdiğini düşünüyorlar.
Kaldı ki bu isimi taşıyan, İran’da ve Türkiye’deki Küresünnilerin içinde Alevilik inancına mensup olanların sayısı da azımsanmayacak kadar çok. Bunun için Küresinni ismini kaldırıp orijinal isimlerine “Çepni” ismine dönmek istiyorlar. Bu hemen olabilecek, hemen kabullenilecek bir şey mi bilmiyorum. Ama çalışma başladı ve sanırım yakın zamanda deklare edecekler. Çepni, Küresünnilerin tabi olduğu Oğuz boyunun 21 kolundan biri.
İstanbul’da kurulan Çepni Boyu Federasyonu bünyesinde, Van’da Başkanlığına Tamer Çalış’ın seçildiği “Van Çepni Derneği” kuruldu.
Anlayacağınız yüzlerce yıllık Küresünni isim tarihe karışıp Çepni’ye dönüşüyor. Bekleyip görelim, ilk biz duyurmuş olalım…
Kalın sağlıcakla…