Küresünniler – 1 “Acem senın babandır!”

vanekspres.com.tr’de kaleme alınan yazının 1. bölümü.

Küresünniler – 1 “Acem senın babandır!”

Ercan DEMİRCİ

“Acem senın babandır!” Van’da bir Küresünni’ye, “Acem” deme gafletinde bulunduysanız, muhtemelen alacağınız karşılık bu olur. Ve yüzünüze fırlatılan “sen salak mısın?” manasında bir bakış…

Tam 105 yıl oldu. Ama maalesef bir türlü “Acem-Ecem” olmadıklarını, bunun bilinçsizce edilen bir hakaret olduğunu anlatamadılar. En eğitimlimizden, en cahilimize!…

(“Kasıtlı söyleyen ‘edepsizler’ de yok değil, o ayrı.)

Bu kadar zamandır Van’ın yerlisi ve Kürtler bir türlü zahmet edip, Acem nedir, Küresünni nedir’i öğrenemedik!

Bu meseleyi masaya yatırmanın vakti geldi…

Birinci dünya savaşından hemen sonra Brukiler ve diğer birçok aşiretler gibi Van’a göç eden ve kimseye zararı olmayan kendi hallerindeki bu naif, “esnaf halk” kimdir, İran’ın neresinden, nasıl, niçin Van’a göç ettiler, neler yaşadılar, onlara Acem demek neden saygısızlık oluyor? Günümüzdeki sosyo-ekonomik ve siyasal durumları nedir?

Sevgili okurlar; takdir edersiniz ki bu hassas konu, tek yazıya sığmayacak kadar geniş bir konu. Bu yüzden sizler için en yalın haliyle, ama “enine boyuna” 3 bölümlük bir yazı dizisi hazırladım. Bu gün ilk bölüm…

Keyifli okumalar dilerim…

ACEM NE DEMEK!

Acem, tarihte ilk defa Arapların kendinden olmayanları aşağılama, alay etme amacıyla bilhassa “Farslara ” taktığı lakaptır. Arap dilinde hiç bir işi beceremeyen, yeteneksiz, cahil, bilgisiz, tecrübesiz anlamlarına gelir. Araplar kendi içlerindeki söz söylemesini bilmeyenlere de acem veya müstacem derler. Yani bir tür küçümseme halidir.

İslamiyet sonrası 5’inci mezhep olarak tabir edilen Şiilik mezhebini benimseyen Farisiler, zamanla dış dünyada Acem kelimesi ile bütünleştirilmiş, hem milliyetleri hem dinsel inançları bu kelimenin içine dahil edilmiştir. Osmanlı diline de buradan geçmiş, Farisi bölgesine zamanla “Acem Diyarı denilmiştir.

Bir çok toplum; Acem dediklerini güvenilmez, riyakar, düzenbaz saymış, hatta dışarıya karşı kendisini cesur gösteren sahte kahramanlara, “Acem Aslanı yakıştırması bile yapılmıştır. Acem tabirini günümüz İran halkı bile hakaret saymaktadır.

Şimdi bu; bilinçsizce Küresünnilere söylenmektedir! Olacak iş değil?

KÜRESÜNNİLER GÜNEY AZERBAYCANLIDIR

İnsanlık tarihinin akış serüvenini seyre daldığımızda görürüz ki; neredeyse tüm kavimler zaman içinde çeşitli sebeplerle farklı coğrafyalara akmış, yer değiştirmiştir. Hunlar, Romalılar, Cermenler, Türkler, Kürtler, vs..

Küresünnilerin de böyle bir öyküsü vardır. Bir Türkmen boyu olan Çepnilerden gelen Küresünniler, 17-18. Yüzyıllarda Güney Azerbaycan bölgesindeki Makü Hanlığı topraklarına yerleşen bir aşirettir. Bazı rivayetlerde önce Giresun’a, ondan sonra günümüz İran toprakları içinde kalan Güney Azerbaycan’a geldikleri söylenir. Bu konuyu Çarşamba günkü yazıda “Küresünni ismi nerden gelmiştir” başlığı altında etraflıca açacağım için, şimdilik burada kısa kesiyorum.

Bilinen ve inkar edilemeyen bir gerçek var ki; içine kapanık bir toplum olan Küresünniler, yüzlerce yıldır kendilerine has ağızları, gelenek ve görenekleri ile İran’ın Salmas, Urmiye, Hoy ve Maku bölgelerinde yaşıyorlar. Çoğunluğu halen aynı yerlerde yaşamaya devam ediyor.

Gelelim yaşananlara…

RIZA ŞAH PEHLEVİ!

Yıl 1921. (Birinci Dünya Savaşı sonrası)

Şii İran’da, 1794’ten beri “Türkmen kökenli Kaçar Hanedanı” tahtta oturmaktadır. Başarılı bir komutan olan Tuğgeneral Rıza Pehlevi darbe yapar, Kaçar Hanedanını indirip Pehlevi Hanedanını tahta çıkaracak süreci başlatır. Hem Ordu, hem Savunma Bakanlığı koltuklarına aynı anda oturur.

Pehlevi’nin kafasında “Fars Milliyetçiliği”ne dayalı seküler bir rejim vardır. Bir yandan bireysel silahlanmayı yasaklar, bir yandan farklı etnik grupların üzerine gider. Farsçayı resmi dil ilan eder. Türkçe, Kürtçe, Arapça, Beluçça ve diğer dillerde yazılıp çizilmesini, konuşulmasını yasaklar. Asimilasyon politikaları başlatır. Şiilerin sünniler üzerindeki baskısını arttırır. Türkmenlere, Kürtlere, Araplara ve Beluçlara adeta on sekizinci sınıf vatandaş muamelesi yapılır, kamu kurum ve kuruluşlarında görev verilmez, dil ve kültürleri aşağılanır.

Bu değişen atmosfer ve kargaşa Rusya ve İngiltere’nin işine gelir. Kargaşanın özellikle Türkiye’ye sıçraması için, İran-Türkiye sınırı suç bölgesi haline getirilmeye çalışılır.

SİMKO HAREKETE GEÇER?

Smayîl Axayê Şikaki, ya da bilinen ismiyle Simko,1887 yılında Çehrik / Urmiye’de, aşiret ağasının oğlu olarak dünyaya gelir. Şikakiler bir Kürt aşiretidir. Salmas (Şapur) ve Urmiye’nin güneybatısında Kotur, Mergaver ve Osmanlı sınırı içinde kalan Bradost dağlık bölgesine hakimdir.

Osmanlı veya İran hükümetlerine ters düşen tüm silahlı Kürt gruplar, Şikaki Aşireti’ne sığınır. Simko’nun 2.000’den fazla silahlı gücü olur. Bazen Osmanlı’ya bazen İran’a kafa tutan Simko, bölgeye tam anlamıyla hakim olmak ister ve tamda bu bölgede yaşayan kendi halindeki Küresunniler’in üzerine yürür. Mallarına, toprak gelirlerine el koyar. Karşı gelenleri öldürür veya farklı şekillerde cezalandırır! Çok zulmeder, özellikle Hoy ve Urmiye şehirleri etrafındaki köylere nefes aldırmaz.

1922’de Bağımsız Kürdistanı ilan eder, Çehrik başkentli hükûmetini kurar. Rıza Pehlevi üzerine kuvvet gönderir, Çehrik düşer. Simko Türkiye köylerine sığınır. 1922 kışında Şeyh Mahmut Berzenci’nin hakimiyeti altındaki Süleymaniye’ye geçer, Kürt ağaları toplantısına katılır. Bu toplantıda Türkiye’ye yakınlaşarak İngilizlere karşı mücadele etme kararı alınır.

Simko, 1924’te tekrar ayaklanmama koşuluyla İran’a geri döner. 1926’da yine ayaklanır. Rıza Şah Pehlevi yine kuvvet gönderir. Yenilince Türkiye’ye geçer, Başkale’deki Kaşkol (Gelenler) Köyünde kalır. Buradan Irak’a geçer. 1928’de Rıza Şah Pehlevi, Uşnuvi şehrine Vali olarak atanacağı haberini gönderir ve dönmesini ister. Temmuz 1930’da Simko birkaç atlı ile birlikte Tebriz’e vardığında törenle karşılanır. Fakat bu bir tuzaktır, İran hükûmeti Simko ve oğlu Hüsrev’i tutuklayıp, Urmiye meydanına asar.

Simko’nun hikayesi özetle böyledir.

GÖÇ…

Konumuza geri dönecek olursak; sınırımızın tam karşısında yüzlerce yıldır yaşayan Küresünnilerin, topraklarını geride bırakarak, çaresizce Van’a göç etmek zorunda kalmalarının temel iki sebebi; eş zamanlı olarak Şikak Aşireti’nin baskınları nedeniyle can ve mal kaybına uğramaları, kazançlarının büyük bir kısmını vergi olarak verdikleri yeni İran rejiminin dayattığı yasaklar ve zorbalıklardır.

Göç; her yerde olduğu gibi, bu insanların da, daha güvenli, onurlu ve iyi hayatlar sürdürme umudunun sonucudur…

Bu arada göç etmek için Van’ı tercih etmelerinin sebebi de açıkçası, 1920’lerin başından itibaren ulus devlet inşa çabası içinde olan Türkiye’nin, Ermeni olayları yüzünden nüfusu büyük oranda azalmış olan Van bölgesine kendilerini davet ve teşvik etmesidir. Bu durum bizzat üst düzey bürokratlar tarafından dile getirilmiştir.

Küresünniler; Birinci dünya savaşında yerle bir olan ve toplam nüfusu yaklaşık 250 Bin’den 58 Bin’e kadar gerileyen Van şehrine; Brukilerle eş zamanlı olarak 1920’lerde gelir. 1920’li yıllarda faaliyet gösteren Umumi Müfettişlik Kurumu raporlarına göre, Van’a yerleştirilen Küresünnilerin sayısı 5028’dir.

ŞARK ISLAHAT PLANI

Baskı ve zulmünden kaçarken dağları yürüyerek aşan, birçok yakınlarını yolda kaybeden veya geride bırakan Küresünniler, bölgedeki diğer halklar, mesela Kürtler gibi büyük acılar, travmalar yaşar. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, 24 Eylül 1925 tarihinde çıkardığı Şark Islahat Planı Kararnamesi ile Küresünnileri Van’da Ermenilerden boşalan alanlara yerleştirir ve toprak sahibi yapar, teşvikler verir. (Bu Kararname Türkiye Kürtleri için bir travmadır, lakin konumuz bu değil!)

AYIP ETMEYİN!

Aradan tam 105 yıl geçmiş durumda. Bu gün bile; Acem zulmüne uğramış bu insanlara geçmişlerindeki acılarını hatırlatan, üstelik Farsilerin bile hakaret kabul ettiği Acem yakıştırması yapılması, hem ayıp, hem bilgisizlik, hem cahilliktir. Uyardıkları halde!

Sevgili okurlar, bu günlük bu kadar. 3 bölümlük yazının devamı olarak Çarşamba günü Küresünni isminin nereden geldiğini, Van’da hangi köylere ve mahallelere yerleştiklerini, genelde ne işlerle uğraştıklarını, sosyo-ekonomik ve siyasal durumlarını yazacağım.

Cuma günü yayımlanacak son bölüm ise hem çarpıcı, hem sürpriz olacak… Çarşamba görüşmek dileğiyle, kalın sağlıcakla…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir