1018 Yılında Çağrı Beyin Anadolu Seferi Sonrası Anadolu Türk Tarihi – Çepni Boyu

1018 Yılında Çağrı Beyin Anadolu Seferi Sonrası Anadolu Türk Tarihi

Abdulkadir OĞUZSOYLU

Yazı Serisi 4

                        Nerede evliya kabri varsa, orası Türk toprağıdır.

                                                         Erol Güngör

 

Önceki yazılarımızda Öntürklerden Abbasi dönemine kadar olan Anadolu Türk tarihini inceledik. Bilinen genel kanaatin aksine yine Türkler’in Anadolu tarihinin Malazgirt zaferinden binlerce yıl önceye uzandığını, bunun emarelerinin de taş, yazıt, kitabelerde kazınan Türkçe yazıtlardan ve eserlerden anlayabildiğimizi öğrendik

8.yüzyıldan itibaren Suriye topraklarının İslam Abbasi hakimiyetine girmesi ile Abbasiler soğur ve avasım birimlerinin Bizansla sınır boyları olan Adana,Tarsus ,Malatya, Osmaniye, Kahramanmaraş, Elbistan dolaylarında kurulduğunu ve aileleriyle yerleştirilen Türklerin Anadolu’da ilk Müslüman Türkler olabileceğini biliyoruz.Mükremin Halil İnanç’a göre Bizans -Abbasi sınırlarında sınırları korumak için Bizanslılar tarafından Balkanlardan Kapadokya ve Toroslara çok sayıda gayrimüslim Türk iskan edilmiştir.

10.yüzyılda Gaznelilerin Maveraünnehir egemenliğinden kaçan Türkmen grupları, hiçbir siyasi otorite tanımayan Türkmenler Anadoluya gelmiş ve yağma ile yaşamaya başlamışlardır. İslam öncesi Anadolu tarihinden 1018’e kadar Anadolu’da kesintisiz Türk varlığını bu şekilde görüyoruz .1018 yılından itibaren Çağrı Bey’in Anadolu akınları başlıyor.

Orta Asya,Maveraünnehir ve Horasan’ı yurt edinen Türkler , buralarda büyük devletler kuran Türkler bu toprakları terkedip göç etmek zorunda kaldılar.Türk toplumunun göç etme sebepleri kısaca;bir iktisadi sebepler, iki iklim değişiklikleri, üç siyasi baskılar, dört cihan hakimiyeti ülküsü olarak özetlenebilir.[1]

Selçuklu Türkleri Maveraünnehir’e geldiklerinde Karahanlı ve Gazneli baskısı altındaydı. Kendilerine güvenli bir yurt bulmak için Çağrı Bey daha önce Müslüman Türk emirlerinin gazalarda bulunmuş olduğu Anadoluya keşif seferine çıktı. Horasan‘dan Azerbaycan üzerinden Anadoluya geçen Çağrı Bey Van Gölü havzasında,Ermeniye Ermenilerine  karşı başarılı akınlar yaptı,Nahçıvan’ı ele geçirdi. Çağrı Bey Anadolu akınlarının sonuçlarını Tuğrul Beye bildirerek, Karahanlı ve Gaznelilerle mücadele etmek zorunda olmadığımızı bildirdi.

Çağrı Bey’in bu seferinden sonra Tuğrul Bey Anadolunun fethi için hanedan üyesi şehzadeleri görevlendirerek Anadoluya gönderdi.Yakuti, İbrahim Yınal ,Hasan Bey, Kutalmış gibi şehzadeler Anadoluya sık sık akınlar yaptılar. 1048 yılında Erzurum’da Pasinler Savaşı ile Selçuklu Türkleri Bizansa karşı ilk zafer olan Pasinler zaferini kazandılar. Bizans Selçuklu devletinin şartlarını kabul ederek başkentte bulunan Emeviler döneminden kalan camiyi tamir edip ibadete açmayı kabul edecek ve hutbeyi Selçuklu sultanı adına okutacaktı.

1054 yılında Anadolu seferine bizzat kendisi çıkan Tuğrul Bey Muradiye ve Erciş’i kısa sürede fethedip Malazgirt‘i kuşattı. Bağdat’ta çıkan olaylar sebebiyle Anadoldan ayrılan Tuğrul Bey, şehzadelerden Yakutiyi ve emirlerini  Anadolu seferi için görevlendirdi .Bu emirler Şehzade İbrahim Yınal,Kutalmış, Hasan, Boğa Göktaş,Mansur, Anasıoğlu ,Oğuzoğlu Sandık,Horasansaları,Emir Kapar,Emir Dinar, Emir Yusuf, Cem Cem ve Hacıbasara.

Türklerin önceki Anadolu akınları daha çok ganimet, talan ve keşif amaçlı yapılmışken,1048 sonrası yapılan  akınlar yerleşme, yurt tutma, sahiplenme amacıyla yapılmıştır. Selçuklu öncesi gayrimüslim Türklerin Bizans ordusunda, Müslüman Türklerin de Abbasi ordusunda askeri güç olarak görev alması ve Türk yerleşim birimleri kurmaları, salgın hastalık ve kuraklık sebebiyle nüfus kaybı yaşayan Anadolu’da pek yadırgamamıştır.

Malazgirt zaferi öncesi Bizans İmparatoru 2.Basileous Bizans’a bağlı bulunan Ermeni krallığını yakıp yıkmış ve halkını da Anadolunun pekçok yerine sürgün etmiştir. Ermeniler ve Bizans arasındaki mezhep farklılığı sebebiyle Ermeniler Türklerin Anadoluya yaptıkları fetih hareketlerine fazla direniş göstermemiştir.[2]

Türklerin büyük kütleler halindeki göçü, 11. yüzyılın sonunda oldu. 1071’de Sultan Alparslan’ın Bizans’ı yenmesinden sonra, Türkler, büyük kafileler halinde Anadolu’ya yerleştiler. 13. yüzyıldaki Moğol istilâsından kaçan bir kısım Türk aşiret ve boyları, İran yoluyla, Anadolu’ya geçtiler. Bu göçler sırasında geçtikleri yerlerde, devletler kurdular.[3]

Türk fetih hareketinin başlangıcında Bizansın uyguladığı feodal yapı, halkı sefil hale getirmiş, vergi sisteminin çökmesi,  Bizans’ın kötü yönetimi, halkı bezdirmiş,isyan ve göç başlamış bu da ülkeyi tenhalaştırmıştır. Anadolu harap hale gelmiştir. Bizans’ın halka uyguladığı baskı, yerli halkın Türk fatihlere yardımcı olmasına, beklenenden daha kısa zamanda daha çok yerin feth edilmesine vesile olmuştur. Anadolunun fethi için, Anadoluldan önce Türklere vatan olan Azerbaycan fetih hareketlerine merkez üssü vazifesi görüyordu. İdare merkezi olan Azerbaycan,  Anadolu akınları esnasında gerektiğinde geri dönülmesi gereken bir sığınaktı.

1018’den 1071’e kadar aralıksız akınlar yapılan Bizans müstahkem mevkiileri  yıpratılarak, kaleleri yıkılarak,Bizans  vurkaçlarla zayıflatıldı.Bu şekilde ilerki yıllarda yapılacak büyük fetih için zemin hazırlanıyordu.

Tuğrul Bey 1063’te vefat edince erkek evladı olmadığı için taht mücadelesi başlamış, Çağrı Bey’in oğlu Alparslan şehzadeler arasındaki mücadeleyi namağlup olarak kazanarak sultan olmuştur.

1064’te Selçuklu tahtına çıkan Sultan Alparslan Anadolu seferlerinin bir kısmına kendisi de katıldı. Ermeniye,Gürcistan, Ani,Kars’ı fethetti Ermeni Bagratteri Krallığını ortadan kaldırdı. Alparslan’ın Anadolu akınları için görevlendirdiği kumandanları şunlardır:

Emir Ahmet Danışment Gazi,Afşin Bey ve Ahmet Şah.

Bu kumandanlar 1071’e kadar Anadolunun pekçok köşesini yağmalayıp,tahrip ettiler. Denizli, Karaman, Şebinkarahisar, Sivas, Kayseri, Malatya,Antalya, Antep Afyon yöresi’de  bu akınlardan nasibini aldı. Diğer kumandanlar Alparslan’ın amcazadesi olan Kutalmışoğlu Mansur, Süleyman, Yakuti ve Erbakan’dır. Emirler Afşin, Sandık, Ahmet Şah,Diilmaçoğlu, Dudukeoğlu ve Danişment Gazidir. Bu akınlar 26 Ağustos 1071’e kadar devam etti.[4]

Bizans’ın Malazgirt yenilgisinden sonra iktidarı ele geçilmiş olan Michael Dukhas ile Kapadokya’ya sığınan Roman Diyojen arasındaki çekişme Türkler tarafından Anadolunun fethini hızlandırdı. Romen Diojen Michael Dukas tarafından yakalanıp öldürülünce Malazgirt Savaşı’nın akabinde yapılan anlaşma geçerliliğini yitirdi.Michael  Dukas’dan intikam almak için yemin eden Alparslan, Türkmen akınlarının yönünü Anadoluya kaydırdı. Anlaşmanın bozulmasından sonra Türkler adeta Anadoluya boşalıyordu.Ülke oğuz beyleri ile doldu. Bizanslı bir muhalif Türkler Anadolu’da eskisi gibi yağmacı olarak değil işgal ettikleri yerlerin hakiki sahibi sıfatıyla geliyorlardı demektedir.

1085 yılına kadar peyderpey şehzadeler ve emirler tarafından feth edilen Anadolu’da ilk olarak 1085 yılında Bizans sınırında İznik başkent olmak üzere Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından Türkiye Selçuklu devleti kuruldu. Ancak daha sonra Haçlı Seferlerinin başlaması sonrası Anadolu Selçuklu devletinin merkezi Konya şehrine taşınacaktır. Anadolu coğrafyasında Selçuklu devletinin kurularak Anadoluya büyük bir merkezi Türk devletinin kurulması Anadolunun hızla Türk ve Müslümanlaşmasını sağlamıştır.[5]

Türk kumandanları Anadolu’ya ilk defa doğudan girmiş lerdir. Doğudan batıya doğru hareketlerinde, ele geçirip fethettikleri yerleri benimseyecek, kılıç hakkı olarak bayraklarını dikeceklerdir. Böylece fethettikleri yerlerin hem fiilen hem de hukuken sahibi ve maliki oldular.

Bunu şöyle gösterebiliriz: Doğuda ilk olarak Saltuk Bey, Mecingerd ve Erzurum dolaylarını ve buradaki kaleleri alıp buraya sancağını dikmişti. Artuk Beğ de Mardin-Silvan çevresini alıp sahiplendi. Artuk Beğ, oradaki kalelere bayrağını dikerek, “buralar benim” dedi. Bu sebeple ardlarından gelen komutanlar, daha batıya yönelmişlerdir. Mengücek Gazi, hemen Saltuk Beğin ardındaki araziyi Kemah-Divriği dolaylarını ele geçirdi. Danişmerd Gazi daha batıda, Malatya’dan Sivas’a oradan da Amasya ve Niksar’a kadar uzanan sahaya sahip oldu. Nihayet Kutalmışoğlu Süleyman Beğ, İstanbul’a yönelerek, oraya giden yol üzerindeki son önemli şehir olan İznik’e sahip oldu. Anadolu’nun orta ve batı kısımlarına hâkim olan Kutalmış’ın evladı, daha sonra hemen bütün Anadolu’ya sahip olacaklardır.

Bu arada öteki Türk beyleri de fethettikleri yerlerde kendi idarelerini kurmuşlardı. Çaka Beğ, İzmir ve yöresine hâkim olmuş, Kutalmış’ın evladı ile yakın münasebetler kurmuştu. Bütün bu beğler ve kumandanlar, Melikşah’a ve onun vasıtasıyla halifeye tâbi idiler.[6]

Malazgird zaferini müteakip Anadolu’ya büyük bir nüfûs göçmekle beraber bu ülkenin tamamiyle Türkleşmesi daha bir kaç asır devam eder. Moğol istilası önünde Orta-Asya ve İran’dan kaçan Türkler ikinci büyük muhâcereti teşkil edip Türkleşme hâdisesi XIII ve XIV’üncü asırlarda Orta-Anadolu’dan sâhillere intikal ederek tamamlanır. Bu nüfûs hareketinin esasını göçebe unsur teşkil etmekle beraber, Türkiye Selçuk devletinin kuruluşuyla çiftçi, tüccar, sanatkâr ve din adamları da, muhâcerete dâhil olarak, Anadolu’ya gelir.[7]

Aral ve Hazar Denizi aralarında yaşayan kesif Oğuz kitlelerinden birçoğu, Selçuk Devletinin ilk muvaffakiyetlerinden sonra, kısmen İran’a gelip yerleşmişler, kısmen de Selçuk İmpara torluğunun Garbe doğru yayılmasıyla müterâfik olarak, daha iyi hayat şartları temin edebilecek boş topraklar bulmak ümidiyle, daha garbi sahalara doğru ilerlemişlerdi. Anadolu fütuhatının geçici bir akın, askeri bir hareket mahiyetinde kalmayarak, sistematik bir iskân mahiyetini almasında, Orta Asya’dan başlayan bu kesif ve devamlı Türk muhacereti birinci derecede âmildir. Tuğrul’un, Alp Arslan’ın, ve bilhassa Süleyman’ın fütuhatı, bu muhaceret seline muntazam bir istikamet verdi.

Bütün XI. asır esnasında, hatta bu kadar kesif olmamakla beraber XII. asrın ilk yıllarında, Anadolu’ya doğru bu muhaceret hareketinin devamını görüyoruz. Selçuk İmparatorluğu, Anadolu’yu iskân ederken, büyük ve kuvvetli aşiretleri muhtelif parçalara ayırarak birbirinden uzak sahalara sevk etmek suretiyle, irsi reislerinin idaresi altındaki herhangi toplu ve kuvvetli etnik bir birliğin isyanı ihtimallerini ortadan kaldırmak ve aşiret tesanüdünü kırarak milli bir teşekküle yol açmak ve böylece Selçuk sülalesinin menfaatini korumak istemiştir.[8]

Eğer Azerbaycan ve Anadolu doğduğunda yerleşmelerini icap ettiren ve buna müsait bir şerait husule gelmiş olmasa idi Selçukluların mühim bir kısmı Mısır tarafına geçmiş olurdu.11. asrın ikinci yarısında Abbasi devletinin Hazar ve Bizans sınırlarındaki vaziyetinin  nazikliği aynı zamanda Küçük Asya’da Bizans hakimiyetinin geçirdiği arızalar ve Bizans dahilindeki karışıklıklar Türkistan’dan kalkıp gelen Türk kabilelerinin Azerbaycan’da ve Anadolu’da hakim vaziyette geçmelerini ve oralarda yerleşmelerini mümkün kıldı.[9]

Türkçe konuşan Anadolu halkına Türkiye adı haçlı Seferleri sırasında batılılar göre verilmişti Barbaros’ta  haçlı seferinin 1090 yılına ait Ansbert günlüğünde Turchia ya da Turkhia adına yer verilmiştir.[10]

KAYNAKLAR:

[1] Ergüneş Akçora,Türk Tarihinde Göçler ve Önemli Sonuçları, Bilig 2,Yaz 96

[2] Osman Turan,Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti,sayfa 145, Ötüken Neşriyat

[3] Mehmet Ali Durmuş,Türklerin İslam’a Hizmetleri,Yılmaz Basımevi,2015, sayfa 20

[4] Abdullah Kaya,Başlangıcından 1071’e kadar Türklerin Anadoludaki Akınları Hakkında Kısa Bir Değerlendirme, İki Akademi Dergisi, Yıl 18,Sayı 59,sayfa 211

[5] Osman Turan, Selçuklular ve İslamiyet,syf 51,Ötüken Neşriyat

[6] Tuncer Baykara, Türkiye’nin Sosyal ve İktisadi Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, sayfa 34

[7] Osman Turan Selçuklular ve İslamiyet ,Ötüken Neşriyat,syf 53

[8] Mehmet Fuat Köprülü,Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu, Alfa Yayınları, Sayfa 89

[9] Zeki Velidi Togan,Umumi Türk Tarihine Giriş, sayfa 268 ,İş Bankası Kültür Yayınları

[10] Mehmet Tikici,Anadolu’da Türkler, Burak Yayınları, Sayfa 154

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir