Dolar : Alış : 3.8591 / Satış : 3.8660
Euro : Alış : 4.5511 / Satış : 4.5593
HAVA DURUMU
hava durumu

trabzon17°CAz Bulutlu

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 32 Kategoride 167 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

İLKLERİN KENTİ TRABZON

28 Nisan 2016 - 0 views kez okunmuş
Ana Sayfa » Köşe Yazıları»İLKLERİN KENTİ TRABZON
İLKLERİN KENTİ TRABZON

Prof. Dr. Kemal ÜÇÜNCÜ

 

Trabzon’da ilk matbaa 1864 yılında kurulmuştur. Taşradaki ilk opera temsilleri bu kentte yapılmıştır. İstanbul ve Ankara dışında ilk üniversite KTÜ (1955) yılında kurulmuştur. Bilim, kültür ve sanatla iç içe olan asrın başında 150 Le Monde gazetesi abonesinin olduğu bir kent Trabzon. Ufku ve ölçeği dünyayı kucaklıyordu. Trabzonspor’un yetmişli seksenli yıllardaki vizyonu  bu altyapı ve birikimin  üzerine oturuyordu.

Bu başarıların olduğu dönemlerdeki kent eşrafı, siyaset ve bürokrasi profiline baktığınızda bariz bir nitelik görürsünüz. Muhlis Babaoğlu gibi vali, Muzaffer Korlu gibi yazar şair kültür adamı bir belediye başkanı, Faik Ahmet Barutçu, Prof Dr. Osman Turan gibi farklı siyasi partilerdeki çok üst seviyede bir politik temsil profili, basını cemiyet hayatıyla kalburüstü bir sosyal yapıyla, önderlikle karşılaşırız.

 

Nasıl? Peynürlü var yen mi?

Trabzon’un ufku yetmişli seksenli yıllarda dünya ölçeğindeydi. Bilim kültür ve sanatta da yüksek bir evsafa sahipti, bu iş kuymak deniz kenarına inip kent eşrafı “masa, demir teli, raptiye, yeşil biber, ayran, köfte, vesileler olsun, toyuklu pilov, kayık damı, yayla evi” konuşmaya başlamasıyla ilgilidir. Trabzon aşırı yerelleşti üniversal ufkunu ve iddiasını yitirdi. Çinli yerine Koreli döven dostlarımızın içtenliği ile bu anlayış ikizidir. Top oyunu işinin da kamacıları var…

 

“Köksal Baba derhal işe el atmalı”

Trabzon’un kalkındığı ve yükseldiği başarılar yakaladığı dönemlerdeki tabloya bakarsanız bunları görürsünüz. 1950’li yıllardan itibaren başlayan göç süreci ile kent kültürel sermayesini taşıyan mahfilleri ve tabakayı kaybetmeye başladı. Ardından gelen 50 yıllık süreçte Trabzon bu anlamda hep kan kaybetti, kuraklaştı. Ortalık kuymakçılara, bizim gibi! güveççilere kaldı.

 

“Yeşil suğan çökelik vaa yen mi”

Yaya geçidinde insanın üstüne araba sürüldüğü, ciddi hiçbir meselenin icap ettirdiği ciddiyet ve birikimle ele alınmadığı bir yapı ortaya çıktı. Kent hızla çölleşmeye, göçebeleşmeye başladı. Eğitim seviyesi ve niteliği giderek düşüyor, kültürel durum bahsettiğimiz 50 yıl öncesini mumla aratır vaziyette maalesef.

Kime ne anlatalım?

Güveç var güveç! İkinci tabak da muhakkak veriliyor telaşa gerek yok. Güveç işinde en sıkıntılı durum tek tabakla olay bitecek mi kaygısıdır. Bunu aştık çok şükür.

 

Kent Sorunları ve Çözüm Süreçleri

Anlata anlata, yaza yaza usandık. Ne dersek diyelim duyacak kulaklar henüz yok. Kentimizde, ülkemiz genelinde olduğu gibi her şey el yordamıyla ve doğaçlama yapılıyor. Uygar dünyanın halen uygulamakta olduğu çözümleri, yöntemleri, süreçleri, kurumları, mekanları öyle mi olur? Böyle mi olur? diye sanki yeni bir şey icad ediyormuş gibi tartışmak garipliği ile karşı karşıyayız. Bilmeyen adamlar, hiçbir şey bilmedikleri bir konuda sürekli toplantı yapıyorlar. En güncel olanı “Kültür Turizmi ve Eko Turizm”. Sayın Bakan Soylu Bey iyi niyetle bir şeyler yapmak istiyor, lakin meseleyi sürükleyecek bilgi ve vizyon ortada yok, konuştukları şey kitle turizmi o da tam değil. Arap turizmi, İngiliz turizmi, Batı turizmi olduğunu yeni yeni öğreniyoruz. İşin garibi bilene de sormuyorlar. Demiryolu ve lojistik işinde İhracatçılar Birliği Başkanının tüccar ve sektör vizyonu ile söylediklerinin dışındaki sözlerin hiç birinde tarihi bir bilgi, stratejik bir perspektif ve değer yok. Yazdık anlattık söyledik bilimsel bilginin bu pazarda yeri yok. Bunu Türkiye’nin itibarlı bir strateji kurumunun bilimsel danışmanı ve yönetim kurulu üyesi olarak söylüyorum. Listeyi uzatabilirsiniz. Dünya aktörlerinin bölge politikasını bilmeden kamacı usullerle küçük pilonlar aparılıyor.

Kentin nefes alacağı kamusal parklara ihtiyacı vardır. En az 150-200 dönüm bir “kent ormanı ve mesire alanı” tahsis edilerek imar kaydına asla ve kata burada  “firifirikli çift kenefli apartman blokları yapılamaz kaydı düşürülmeli. Venedik ve Amsterdam’da olsak Trabzon tarzıyla o eski püskü az katlı 500 yıllık binaları nasıl tepeleyip balkonusu camlı, çift banyolu mutfağı açık yarısı yola taşmış çıkma katlı binalar yapardık değil mi? Sonra da içine oturup plastik çiçeklerimize bakıp maç seyredip, börek çörek yiyip, birbirimize tabak çanaklarımızla hava atardık. Kedi kaçtı köpek kovaladı sohbeti yapar, dünyanın gelip geçiciliğinden bahsede, menkıbe ve kıssadan hisseler anlatırdık. Küçük açık çayları, bitki çaylarını ihmal etmeyelim”.  Şifa niyetine!.

Yomra mıntıkasında sahile yakın dağ tarafında böylesi müsait alanlar var. Ciddi bir proje olur. Elimde yetki olsa Türkiye’deki bütün belediye başkanlarını toplar dünyadaki önemli parkları, müzeleri ve yerel yönetimlerin teknik planlama birimlerini gezdiririm. Bunları hiçbir parkta oturmamıştır. Ciddi bir müzeyi gezmemiştir. Gezse böyle olmaz zira!

Park içinde çay ve köfte etmek yeşil suğan satılan yer değildir. Çay içmeyenin, müessesede oturmayanın parklarda yeri yok adeta. Türkiye geneli için söylüyorum: Kimden aldınız bu parkları? Bürokratlara babalarından mı kaldı? Kamu hakkını ve yararını hiçe sayan bu barbarlıkları kınıyorum. Gidin Moskova’ya gidin Central Parka, Hyde Park’a gidin, Viyana’ya gidin parkın ne olduğunu görürsünüz. Parkların zemininin taş olması kamacı Türk belediyelerinin icat ettiği bir şeydir, Türk icadıdır. Henüz dünya burayı yakalayamadı!

Bu iş parti purti meselesi değil bir kültürel seviye ve anlayış meselesidir. Yukarıda bahsettiğim tahribatı yapan belediyeler her partide bolca varlar.

“Haşlama var büyük tabakta, eti de büyük”

 

Kültürel Miras

Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nu bölgemizin kültürel mirasının derlenmesi, tasnifi ve tescili konusunda daha duyarlı olmaya davet ediyorum. Bölgemizdeki tarihsel mekanları hafıza mekanlarının imar değişikliklerinde ciddi bir değerlendirmeye davet ediyorum. Mimarlık fakültemizi, şehir ve bölge plancılarımızı bu konudaki fikirlerini kendilerine saklamamalarını “sadece bilimin söylediğini göstererek” kamuyla paylaşmalarını istirham ediyorum. Yabancı meslektaşlarınız bu tabloyu görünce ağzı açık kalıyor. Öğretim üyesine cebredecek meri mevzuatta hiçbir hüküm yoktur. Bunlar tarihe geçiyor. Bölge kültür mirasını iyi tanıyan uzman kadrolarla takviye edilmeli. Bakanlık kültürel mirastan sadece binayı anlıyor yanlıştır. Bu çarpıklığın düzeltilmesi lazım gelir.

Ezcümle, “bindik bir alamete gidiyoz kıyamete”, inşallah farkına varılır ve geç de olsa bazı tedbirler alınır.

Peynir kuymağı mı? Tereyağı kuymağı mı? Büyük tartışma var.

 

http://www.kuzeyekspres.com.tr/ilklerin-kenti-trabzon-14734yy.htm

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

Hasan
28 Nisan 2016 - 05:14

“Elimde yetki olsa Türkiye’deki bütün belediye başkanlarını toplar dünyadaki önemli parkları, müzeleri ve yerel yönetimlerin teknik planlama birimlerini gezdiririm. Bunları hiçbir parkta oturmamıştır. Ciddi bir müzeyi gezmemiştir. Gezse böyle olmaz zira!” belediye başkanlarını parkların bahçesine yeşil kucağına bağlamak gerek onlardan anlarlar azizim

TemaFabrika