Dolar : Alış : 3.7777 / Satış : 3.7845
Euro : Alış : 4.6367 / Satış : 4.6450
HAVA DURUMU
hava durumu

trabzon14°CParçalı Bulutlu

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 32 Kategoride 167 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

“HORASAN’DAN ANADOLU’YA, ANADOLU’DAN BALKANLAR’A SARI SALTUK”

13 Nisan 2016 - 58 views kez okunmuş
Ana Sayfa » Çepni Tarihi»“HORASAN’DAN ANADOLU’YA, ANADOLU’DAN BALKANLAR’A SARI SALTUK”
“HORASAN’DAN ANADOLU’YA, ANADOLU’DAN BALKANLAR’A SARI SALTUK”

Veli SALTIK

Sarı saltık Vakfı’nın 3 Nisan 2016 tarihinde düzenlenen “HORASAN’DAN ANADOLU’YA, ANADOLU’DAN BALKANLAR’A SARI SALTUK” adlı paneldeki konuşmamdır.
Sarı Saltuk’u tanımak ve anlamak için büyük dedesi Muhammet Buhari’den başlamak gerekli. Nişabur Dergâhı piri Ubeydullah 900’lerin sonuna doğru hakka yürüyünce, onun pos-tuna İmamet geleneğine uygun olarak büyük oğlu Seyyit Muhammet oturdu. Ubeydullah’ın diğer oğlu Seyyit Abdulgani Buhara’ya göç etti. Buhara Tarihi İpek yolu üzerinde önemli bir kültür merkezi idi. Seyyit Ebul Vefa’nın amcası Amır El Mugazi, Buhara’da bir okul açmıştı. Ebul Vefa da bu okulda okumuş ve bu okulun hocaları arasında yer almıştı. Bugün hala modern dünyada okutulan Trigonometriyi de bu okulda bulmuştu. Daha sonra bu okul, bir Nakşi olan Yusuf Hemedani’nin eline geçmişti. Hoca Ahmet Yesevi de bu okulda okuduktan sonra Yesi’ye gidip, orada Türkçe eğitim veren kendi okulunu açmıştı. Buhara, aynı zamanda Samanoğlu İmparatorluğunun başkenti idi. 992 Yılında Gaz-neliler ile Karahanlılar anlaşarak Samanoğullarının ülkesini ele geçirdiler. Samanoğlu impara-toru 3.Nuh, Cent’e giderek Oğuzların lideri Selçuk Bey’den yardım istedi. Selçuk Bey 10.000 atlı bir gücü oğlu Aslan Yabgu’nun komutasında Samanoğullarına yardıma gönderdi. 3.Nuh, Arslan Yabgu’nun yardımı ile Karahanlılar’ı Buhara’dan çıkararak tekrar ülkesine kavuştu. Arslan Yabgu, bir daha Cent’e geri dönmedi. Buhara’nın “Nur” bölgesine yerleşti. 900’lerin sonlarına doğru Selçuk Bey de ölünce, torunları Tuğrul ve Çağrı Beyler de Buhara bölgesine geldiler.
Prof. Z.V.Togan: “Selçuklular, “Müslüman olmazsak bu topraklarda barınamayız, onun için Müslümanlığı kabul edelim” fikrine vardılar. Harzem diyarı kentlerinden Zandak valisinden kendilerine Müslümanlığı öğretecek bilgili kişiler istediler.” (Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş,1981, 187, Enderun Yayınları)
Oğuzlar kendilerine İslam’ı öğretecek bilgin kişiler isteyince; Seyyit Abdulgani ve oğulları Muhammet Buhari ile Abdulaziz, Nur bölgesindeki Oğuzların arasına katılıp, burada Kınık ve Çepni boyları arasında çalışmalar yaptılar. Çepniler, Alevi İslam’ı seçince, Muhammet Buhari’yi “Pir” olarak kabul ettiler. Seyyit Muhammet Buhari (Buharalı Muhammet) takriben 1030’larda vefat etti. Kardeşi Seyyit Abdulaziz de Selçuklu ailesinin danışmanı ve şehzadelerin öğretmeni oldu. Selçuk Bey’in torunlarını yetiştirdi. O arada ağabeyinin oğlu Ebul Kasım’ı da şehzadelerle birlikte okuttu.
Saltukname; “Babası öldüğünde, Şerif Hızır henüz üç yaşındaydı. Onu hocası Abdülaziz yetiştirdi.
…Lalası Seravil elini tutup Emir Ali’nin yanına getirdi. …Emir Ali Şerif’in hakkını veremedi. Eline dilekçe verip Sultan Süleyma’a gönderdiler.
….Sultan emretti: “Getirin, göreyim” dedi. O vakit Sultan Kazvin’den tarafa, Azarbaycan’a gelmişti. Niyeti Anadolu’ya gelmek ve buraya yerleşmek idi. Şerif Sultanın yanına çıkıp elini öptü, saygı gösterdi.
…Şerif henüz on dört yaşında idi. Sultan Seyyide hazineden maaş verilmesini emretti. Günlük kırk dirhem şahi verdiler.” (Prof. Necati Demir, Saltuk Gazi Destanı, s.24-25)
Hoca Abdulaziz’in okuttuğu, Şerif Hızır değil, onun büyük dedesi Ebul Kasım Saltuk’tur. Arslan Yabgu’nun oğlu Kutalmış Bey, Seyyit Abdulaziz’in kızı ile evlendi. Anadolu Selçuklu Devletini kuran Süleyman Şah bu kızdan doğdu. Muhammet Buhari’nin ölümünden sonra oğlu Ebul Kasım Saltuk, Çepnilerin inanç önderi oldu. Selçuklular, Karahanlılarla ve Gaznelilerle bir dizi savaşlar yaptılar. Aslan Yabgu, Gazneli Mahmut tarafından tuzağa düşürülüp, 1027 yılında yakın komutanları ile birlikte Hindistan’daki Kanincar zindanına atıldı. (Aksarayı, Müsa-Meretü’l Ahbar, Çeviri: Mürsel Öztürk, 2000, s.7-8-9, TTK Yayını)
Selçuk Bey’in torunu Tuğrul Bey, 1040 yılında Dandanakan savaşında Gazneli Mesut’u yendikten sonra sonra Nişabur’da bağımsızlığını ilan etti. Tuğrul Bey, 1063 yılında ölmeden önce erkek evladı olmadığı için kardeşi Çağrı Bey’in oğlu Alparslan’ı veliaht ilan etti. Aslan Yabgunun oğlu Kutalmış, isyan edip Rey’i kuşattı. Aral-Hazar arasında Mangışlak bölgesinde Cazgır Türkleri ile uğraşan Alparslan geri dönüp, Kutalmış Bey’i yendi ve kendi yayının kirişi ile boğduruldu. O arada onun saflarında savaşan kayın biraderi Seyyit Muhammet Daniş-ment Gazi ile Kutalmış’ın oğulları Süleyman ve Mansur’u da öldürmek isteyince, onun kurnaz veziri Nizam-ul Mülk; “Bunları neden öldürüp Türkmenlerin şiddetini üzerine çekiyorsun, Gönder Diyar-ı Rum’a, yeni topraklar zapt ederlerse senin ülken genişler, şehit olurlarsa sende kurtulursun” deyince; Alparslan bu tavsiyeye uyarak onları Birecik’e sürgün etti.
Prof. Osman Turan: “Vezir Nizam’ül Mülk: Kutalmış oğulları gibi Danişment Gazi’nin de Diyar-i Rum’a (Anadolu) Selçuk sancakları ile birlikte gönderilme-sini tavsiye etmiştir” diyor. (Prof. Osman Turan, Selçuklar Zamanında Türkiye, Ötüken Yayınları. 2004, s.142.)
Alparslan daha sonra diğer amcazadeleri ile bir dizi taht savaşları yaptı. Yine kurnaz vezir Nizam-ul Mülk ona bir tavsiyede bulundu: “Türkmenler Seyyitleri (Dedeleri) seviyorlar, onlardan bir kaçını alıp ordularına komutan yap ki bu taht kavgaları yatışsın” deyince; Sultan Alparslan bu tavsiyeye uyarak, Muhammet Buhari’nin oğlu Ebul Kasım Saltuk’u, Seyyit Abdulaziz’in oğlu Muhammet Danişment Gazi’yi, İmam Musa’nın soyundan gelen Seyyit Mengücek Gazi’yi ve Doger Boy beyi Artuk Şah’ı ordularına komutan yaptı. 1071 Malazgirt savaşını bu komutanları sayesinde kazandı.
Tarihçi Reşidettin bu savaş öncesini söyle anlatıyor: “Sultan Alp Arslan; Artuk, Saltuk, Mengücük, Danişmend, Çavlı ve Çavuldur adlı emirleriyle yüksek bir yerden Bizans ordugâhını gözetledikten sonra savaşla ilgili olarak onların görüşlerini sordu. Bunun üzerine Dânişmend yeri öpüp: “Müsaade ederseniz arz edeyim” dedi ve şunları söyledi: “Bugün çarşambadır, saadetle geri dönelim. Bugün ve yarını silâhlarımızı hazırlamakla geçirelim. Elbiselerimizi temizleyip zem-zemle yıkanmış kefenlerimizi hazırlayalım. Cuma günü hatiplerin minberlerde “Ya Rab, İslâm ordularını muzaffer eyle!” diye duâ ettikleri za-man, ihlas ile tekbir getirip küffarın üzerine saldıralım; eğer Şehitlik saadetine erişirsek: “Bu ne güzel mükâfat” ve eğer muzaffer olursak: “Bu ne büyük başarıdır deriz”. Bu veciz sözlerden sonra bütün beyler, Danişmend’in fikrini beğenip geri döndüler.” (Reşidüddin, Câmi’ü’t-Tevârih, Çeviri: Fatih Ünal, 2008, Atatürk Ü.Türkiyat Ens.Yay.)
Malazgirt’te Bizans imparatoru büyük bir bozguna uğradı. İmparator, Romanos Diogenes esir düştü. Ancak, Alparslan bir süre sonra onu serbest bıraktı. Alparslan, başarılarından dolayı Erzurum başta olmak üzere, Doğu Anadolu bölgesini Seyyit Kasım Saltuk’a “ikta” olarak verdi. Seyyit Kasım Saltuk, 1072 yılında Anadolu’da ilk Türk beyliği olan “Saltukoğlu Beyliği”ni kurdu. Kendisinden sonra beyliğin başına oğlu Ali Saltuk, sonra kardeşi Emir Gazi Saltuk, sonra Ali Saltuk’un oğlu İzzettin Saltuk, Sonra onun oğlu Muhammet Saltuk, sonra onun oğlu Melik Şah Saltuk başa geçtiler. Saltukoğlu Beyliği 1202 yılına dek devam etti. 1202 Yılında Anadolu Selçuklu sultanı Rüknettin Süleyman Şah, Erzurum üzerine sefer yapıp, Melik Şah Saltuk’u öldürdü ve Saltuklu Beyliğini yıktı.
Peof Faruk Sümer: “Rüknettin Süleyman Şah’ın ortadan kaldırdığı son Saltuklu beyi Melik Şah Saltuk’tur” diyor. (Prof. Faruk Sümer, Doğu Anadolu’da Türk Beylikleri. 1998, S.25, TTK Yayını).
Prof. Osman Turan: “Anadolu’da kurulan ilk Türk beyliği Saltuklular, 130 yıl sonra ortadan kaldırıldılar ama Saltuklu beyliğinin yıkılmasından sonra Saltuklu beyi Ebu Mansur’un Mecingert kalesine hakim olduğu görülmektedir. Mecingert kale kapısında okunması güç olan şu kitabe mevcuttur: “Kale sahibi Ebu Mansur bin Muhammet bin Saltuk bin Ali bin Ebul Kasım” sözleri aynı zamanda Erzurum Sal-tuklu hanedanlığının şeceresini meydana çıkarıyor”. (Prof. Osman Turan, Selçuklar Zamanında Türkiye, 2004, s.279)
Melik Şah Saltuk’un henüz üç dört yaşında olan oğlu Şerif Hızır’ı amcası Abdal Seyyit yanına alarak Hozat’ın kuzeyindeki Ağviran (Sarısaltık) köyüne geldi. Şerif Hızır, burada ilköğrenimini Çemişkezek’te tamamladıktan sonra, Mengücek beyi Behram Şah’ın oğlu Muhammet Muzaferettin ile birlikte Türkmenistan’a gidip Hoca Ahmet Yesevi’nin okulunda okudu. 1220 yılında Moğollar bölgeyi işgal edince Anadolu’ya ikinci büyük Türkmen göçü oldu.
Prof. Faruk Sümer: “Moğol istilası üzerine Anadolu’ya Türkistan, Horasan, Arran ve Azerbaycan’dan pek çok Türkmen geldi ve memleketin her tarafı bunlarla doldu. Türkmenler beraberinde şeyh ve dervişlerini de getirmişlerdi. Bunların Müslümanlığı eski Türk dini inançlarını kuvvetle taşıyorlardı.” (Sümer, Oguzlar, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayını. 1999, s.177).
Anadolu Selçuklu sultanı Alaattin keykubat, büyük dalgalar halinde Anadolu’ya akan Türkmenleri belli bir düzen içinde uçlara dağıtıyordu. Ancak etrafındaki kötü vezirler, Alaattin’i oğlu 2.Gıyasettin Keyhüsrev eliyle 1236 yılında zehirletip öldürdüler. (Turan, 2004, s.409.)
Doğuda Moğollar, güneyde Şafi Eyyubiler, batıda Gıyasettin Keyhüsrev ve veziri Saadettin Köpek’in baskıları sonucunda; Türkmenler Alevi Erenlerin öncülüğünde 1239-1240 yıllarında Anadolu Selçuklularına karşı isyan ettiler.
Prof. Faruk Sümer: “Baba İshak, 2.Gıyasettin Keyhüsrev ile bir kısım devlet ricalinin dini ve ahlaki kaidelere, milli geleneklere aykırı bir hayat sürdük-lerinden bahsederek Türkmenleri ayaklandırdı. …Bu ayaklanmanın gerçek sebebi, Türkmenlerin iktisaden büyük sıkıntı içinde bulunmaları ve onlara yalnız istismar edilen unsur gözü ile bakılmasıdır. Bu bakış açısı Osmanlı döneminde de devam etmiş ve bu devletin de başına birçok sorunlar açmıştır.” (Sümer, Oguzlar, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayını. 1999, s.178).
Prof. Ahmet Yaşar Ocak: “Babailerin başarılarını etkileyen bir başka faktör de hiç şüp-hesiz, Baba İlyas’ın feodalizme karşı bir içtimai düzen sağlayacağı iddiasıdır. O, Türkmenlere kendi göçebelik zihniyetine çok iyi uyan bir çeşit müşterek mülkiyet sistemi vaad ediyordu.” (Prof. A.Y. Ocak, Babailer, 2000, Dergâh Yay.)
Türkmenler, Adıyaman’ı, Kâhta’yı, Malatya’yı Maraş’ı, Gürün’ü, Sivas’ı, Tokat’ı aldıktan sonra Amasya’ya geldiler. Amasya’nın kör kadısı: “İsyanın arkasındaki asıl lider, Pir İlyas’tır” diye Büyük piri Selçuklu sultanına ihbar etmişti. Gıyasettin Keyhüsrev, Pir İlyas’ın üzerine Armağan Şah komutasında bir ordu göndermişti. Armağan Şah Pir İlyas ve üç oğlunu yakalayıp kale burçlarında asmıştı. Türkmenler Amasya önlerine geldiklerinde büyük piri ve oğullarını kale burçlarında asılı gördüler. Kaleyi ele geçirip, Armağan Şah’ı ve kale ileri gelenleri aynı burçlarda astılar. Sonra Selçuklu başkenti Konya üzerine yürüdüler.
(Elvan Çelebı, Menakubu’l Kutsiye, 2010, Çeviri: A.Yaşar Ocak; Gordleviski, Anadolu Selçuklu Devleti, 1996, Çeviri: Azer Yaren, Onur Yayınları; Veli Saltık, Türkmen İsyanları, 2009, Kuloğlu Yayınları; Hamza Aksüt, Alevi Erenlerin İlk Savaşı, 2006, Yurt Yay.)
Gıyasettin Keyhüsrev, Bizanstan yardım istemiş, Bizans ta 40.000 kişilik bir orduyu Gıyasettin Keyhüsrev’e yardıma göndermişti. 3.000 zırhlı süvariyi de Franklar göndermişti. Türkmenleri Kırşehir Malya ovasında Emir Necmettin komutasında Kürt, Rum, Gürcü ve Latinlerden oluşan büyük bir ordu karşıladı. Bu ordunun içinde bulunan ve uzak illerden gelen Türkmenler, savaşmak istemiyorlardı. Latin-Selçuklu ordusunun ön saflarına 3.000 zırhlı süvari yerleştirildi. Türkmenlerin okları Latinler’in zırhlarını delemiyor, kılıçları da kesemiyordu. İlk kez Türkmenleri Latin ordusu durdurmuştu. Bundan cesaret alan Selçuklu ordusu topyekün saldırıya geçti. Binlerce kadın-çocuk-yaşlı Türkmen kılıçtan geçirildi. Cesetler aylarca gömülmeyip, kurda kuşa yem edilmişti.
İbni Bibi: “Sultan, Uc’u korumak için Erzurum tarafına gönderilen askerleri geri çağırdı. … O sırada isyancılar sürüleri ve malları ile gelip Kırşehir-Malya ovasında savaşa hazır beklemekteydiler. …Ertesi gün isyancılar kılıçlarını çekip onların üzerine sal-dırdılar. Ön safları tutmuş olan zırhlı Franklar onlara karşı koydular. İsyancılar, kılıçlarının ve oklarının onlara etki etmediğini görünce ümitlerini yitirmiş ve hüsrana uğramış olarak geri döndüler. Bir ara bekleyip yeniden saldırdılar. Bu saldırıda başarılı olamayınca cesaret ve güvenlerini kaybettiler. Sultan’ın ordusu onları o halde görünce keskin kılıçlarını ve gürzlerini onların beyinlerine ilaç yaptı. İsyancıların kanlarından kan deryası yarattılar. Sağ kalanların etrafını sararak, kadın erkek yaş-larına dahi bakmadılar. İnsafta bulunmadılar. Leşlerini kurtlara, çakallara, akbabalara yem yaptılar”. (İ.Bibi, Selçuk Name, 1996, s. 52-53, KB. Yayını.)
Sarı Saltuk, Hacı Bektaş Veli, Ağu İçen, Üryan Hızır, Karaca Ahmet, Hasan Gazi, Ahmet Fakih, Mahmut Hayrani, Ağu İçen, Kara Donlu Can Baba, Seyyit Samut, Seyyit Çoban, Koçu Baba, Gurgur Baba, Er Mustafa… gibi Ali soyu Erenler ve Türkmen dervişler, Divriği-Kemaliye-Çemişkezek üzerinden Tunceli dağlarına kaçtılar. Or. Prof. Z.V.Togan: “Hacı Bektaş Veli, Kürdistan’da 7 yıl eyleşti. Ona evlatlık olup hizmetine bakan aileden gelenlere “Hünkâriler” denmektedir” diyor. (Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş,1981, Enderun Yayınları)
Şeref Han: “Dersim’e o dönem İranlılar da Selçuklular da “Kürdistan Eya-leti” derlerdi” demektedir. (Şeref Han, Şerefname, 2009, s.189).
Nişabur Dergâhı’nın son piri Pir İlyas’ın üç oğlu ile birlikte Amasya’da asılması üzerine, o soy kurudu gerekçesiyle Dersim’de saklanan Erenler, Hacı Bektaş Veli’yi Baş Pirliğe (Serçeşme) getirdiler. Nişabur Dergâhı son Pirlerinden Seyyit Musa’nın üç oğlu olmuştu: 1.Oğlu Seyyit Ali’dir ki, Pir İlyas’ın babasıdır. 2.Oğlu Seyyit İbrahim Sani’dir ki, Hacı Bektaşi Veli ve Seyyit Menteş’in babasıdır. 3.Oğlu Haydar Gazidir ki, Abdal Musa’nın, Hacım Sultan’ın ve Ali Seydi Sultan’ın ve Kızıldeli Sultan’ın dedesidir.
Vezirlerinin elinde oyuncak olan Türkmen düşmanı 2.Gıyasettin Keyhüsrev, 1243 yılında Sivas/Kösedağı önlerinde Moğollara ağır bir şekilde yenilip, haraca bağlandı.
Prof. Faruk Sümer: “Anadolu Selçuklu ordusu, kendilerinden sayıca daha az olan Baycu Noyan komutasındaki Moğol ordusuna, utanç verici bir şekilde yenildi” diyor. (Sümer, Oguzlar, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayını. 1999).
Aksarayi: “Anadolu Selçukluları yıllık olarak Moğollara 200.000 dinar altın, 500 top kumaş, 3.000 kıta altın işlemeli diba, 500 at, 500 katır vergi vereceklerdi” diyor. (Aksarayı, Müsa-Meretü’l Ahbar, Çeviri: Mürsel Öztürk, 2000, s.62, TTK Yayını).
2.Gıyasettin Keyhüsrev, 1246 yılında aniden ölünce; geride üç çocuk bırakmıştı. Bu çocuklarından: Bir Bizans papazının kızından doğan büyük oğlu 2.İzzettin Keykavus 11 yaşında; Bir Türk kızından doğan 2.oğlu 4.Rüknettin Kılıç Arslan, 9 yaşında; Gürcü kraliçesi Rasudan’ın kızı 2.Tamara’dan doğan 3.oğlu 2.Allaatin Keykubat, 7 yaşında idi. 2.Gıyasettin Keyhüsrev, ölmeden önce küçük oğlu 2.Alaattin’i veliaht olarak vasiyet etmişti. Ancak güçlü vezir Celalettin Karatay, üç prensi birlikte tahta oturtmuş, cuma hutbelerini üçü adına okutmuş.
Aksarayi: “ Büyük vezir Celalettin Karatay ve Beylerbeyi Yavtaş, iki büyük kardeşin azledilerek, küçük kardeşin tahta oturmasını uygun görme-diler. Diğer emirlerle görüş birliğine vararak her üç kardeşi saltanat tahtına oturttular. Her üç kardeş adına sikke basıp, hutbe okuttular”. (Aksarayı, Müsa-Meretü’l Ahbar, Çeviri: Mürsel Öztürk, 2000, s.28, TTK Yayını).
Çocuk Şehzadeler, bir süre sonra etrafındaki kötü vezirlerin tahrikleri ile taht kavgalarına girdiler ve ülke zayıfladı. İşte bu sıralarda saklanan Alevi Erenler ve Türkmen beyleri açığa çıkmaya başladılar.
Sarı Saltuk, iki oğlunu Hacı Bektaş Veli, Seyyit Samut, Seyyit Doğan Ata, Seyyit Üryan Hızır, Kara Donlu Can Baba, Seyyit Ahmet Faki, Güvenç Abdal ve Seyyit Mahmut Hayrani… ile birlikte İç Anadolu bölgesine gönderdi. Şerif Hızır’ın bu oğulları bir daha Dersim’ e dönmediler. Bu arada Şerif Hızır (Büyük Saltuk) Suluca Karahöyük’e iki kez geldi.
Saltukname: “Sultan Şerif, Fakih Ahmet’in huzuruna vardı. Fakih, Şerif’i görünce ayağa kalkıp izzetler etti. Rum mülkünde bulunan evliyaları davet edip getirdiler. Zira Ahmet kutp olmuştu. Geldiler oturdular. Hacı Bektaş, bunlara helva pişirdi. Yediler. Seyyitten velayet istediler. Şerif, mübarek ellerini yere vurdu. Tatlı bir su revan olup aktı. O sudan içtiler şad oldular. Şerif’e dualar ettiler.
Ahmet Şerif’e: “Server! Siz Mahmud Hayran’nın ve Mevlana Celal’in de yanına gidin dediniz. Onlar bu meclislerde hazır değiller “ dedi.
Şerif: “Niçin gelmediler?” dedi.
Ahmet: “Biri aşıktır, biri hayrandır, onun için akıl meclisine gelmediler” dedi.
“Şerif izin alıp Mevlana’nın yanına gitmek üzere yola çıktı. Geldi birkaç gün Mevlana ile kaldı. Ona da veda edip Seyyit Mahmut Hayran’ın yanına geldi. Mahmut Şerif’i görünce aklı başına geldi. Şerif’le sohbet ettiler. Mahmut Şerif’e dua etti.” (Pof. Necati Demir, Saltuk Gazi Destanı, 2013, s.295)
Nejat Birdoğan bu söyleşinin sonunu şöyle bağlıyor: “Mahmut Şerif’i görünce aklı başına gelip Şerifle söyleşti. Şerif Mahmut’tan tövbe eli alıp dört terekli tacı dört yar için Mahmut’a giydirdi”. (Nejat Birdoğan, Anadolu ve Balkanlar’da Alevi Yerleşimi, 1992, s.51, Alev Yayınları).
Yıllar sonra Sarı Saltuk (Şerif Hızır)’un bir daha Hacı Bektaş Veli’ye gittiğini görüyoruz: “Şerif, Malatıyyavi Sultan’la varıp, Seyyit Gazi Sultan’ın yurtlarını ziyaret etti. Atalarına dua etti. Oradan varıp Zeynel Abidin Ocağını ziyaret etti. Sonra dönüp Kırşehir’e geldi. O kentteki velilerle buluştu. Fakih Ahmet ölmüştü. Onun kabrini ziyaret etti. Hacı Bektaş, Ahi Evren, Seyyit Yusuf Kaşkari, Üryan Baba, Doğan Ata ve nice Erenler gelip Sultan Sarı Saltuk’la söyleştiler”. (Prof. Akalın, 1988)
Moğolların büyük hanı Mengü Han, Sultan 2.İzzettin’i ve diğer iki prensi yanına çağırdı. 3 Selçuklu Şehzadesi, Mengü Han’a gitmeye karar verdiler. 2. İzzetin Keykavus, 1254 yılında yola çıkıp Sivas’a vardığında, arkadan yetişen habercilerden Celalettin Karatay’ın ölüm haberini aldı. İzzetin Keykavus; “Veziri Celalettin Karatay’ın ölümünden dolayı şimdilik kendi-sinin gelemediğini, yerine kardeşi Alaattini gönderdiğini” bir mektupla Mengü Han’a bildirip Kılıç Arslan’la geri döndü. (İbn Bibi, 1996: II, 140) Aksarayi: “2.Alaaddin Keykubat, Kıpçak iline doğru hareket edince, kardeşi 4.Kılıç Arslan “Alaattin bu seyahatinde Moğol hanları nezdinde başarılı olursa, iktidar elimizden gider” düşüncesiyle, onu kendi adamı Muslih Hadim eliyle zehirleterek öldürttü” demektedir. (Aksarayi, 2000, s.39).
Sarı Saltuk’un oğullarından Seyyit İbrahim, 2. Alaattin Keykubat’ın vezirliğini yaptı. Onunla birlikte Moğolların başkenti Karakurum’a dek gitti.
Prof. Togan: “Sarı Saltuk, 1253 yılında Anadolu Selçuklu şehzadesi 2.Alaattin Keykubat’la birlikte Azarbaycan ve Derbent yoluyla aşağı Volga’daki Moğollar’ın Batı Ordası’na, oradan da Karakurum’a kadar gitmiş, sonra dönüp gelerek Kırım tarafında ve Dobruca’da irşadla meşgul olup, gaza ile geçinmiştir” demektedir. (Togan, 1981, s.234)
Togan İki Saltuk’u aynı Saltuk sanıyor. 1253 Yılında Moğolistan’a giden 2.Alaattin Keykubat’ın kafilesinde Sarı Saltuk’un oğlu Seyyit İbrahim Saltuk vardı. Seyyit İbrahim Saltuk, dönüşte Kırım’a gitmedi. Kırım’a giden aşağıda anlatacağımız kardeşi Seyyit İsmail Saltuk’tur. İbrahim Saltuk, yine Konya-Aksaray yöresinde kaldı. 1200’lerin sonlarına doğru Bor’da vefat etti. Bor’daki Sarı Saltuk Türbesi ona aittir.
1254-1259 Yılları arasında ülke iki kardeş tarafından yönetildi. Bu iki kardeş birkaç kez savaştılar. Moğolların büyük hanı Mengü Kaan, Küçük kardeşi Hülagu’ya batı vilâyetlerini yönetmekle görevlendirdi (Işıltan, 1992, III. cilt, s. 212.)
Hülagu, 280.000 kişilik bir taraftar gurubu ile 1253 tarihinde Karakurum’dan hareket edip, 1256 yılında İran’a geldi. Bu büyük taraftar kitlesini İran’ın en verimli yaylak ve kışlaklarına (Gilan, Azarbaycan, Mugan Çayırları) yerleştirdi. Daha önce bu bölgelere yerleşmiş olan Baycu Noyan’ın aşiret veya oymakları, Anadolu’ya gelerek, Tokat/Artova, Ankara Esenboğa-Polatlı, Aksaray bölgelerine yerleştiler. Bu bölgelerdeki göçebe Türkmenler, direnç gösterdiler. 2.İzzetti Keykavus’u Türkmenlerin bu direnci savaşa soktu.
Aksarayi: “Baycu Noyan, Sultan İzzettin Keykavus’tan “yaylak ve kışlak” istemiş, ancak talebi karşılanmadığı gibi, Veziri Kadı İzzettin’in etkisinde kalarak savaşa karar vermiş” diyor. (Aksarayı, 2000, 31-32),
Faruk Sümer: “Türkmenler gibi Moğollar da göçebe oldukları için, çatışma kaçınılmaz idi. Selçuklu ordusunun çoğunluğu göçebe Türkmenlerden oluşuyordu. Bu savaşı göçebeler arasında otlak paylaşımına bağlı bir savaş olarak değerlendirmek gerekir” diyor. (Sümer, Anadolu’da Moğollar, Selçuklu Araştırmaları Dergisi, Cilt: I, s. 29, 1969)
Anonim Selçuk-name şöyle diyor: “Sultan Hanı Savaşında, 4. Kılıç Arslan Moğollar’ın yanında yer alıyordu. 2.İzzettin Keykavus kardeşine karşı saltanat mücadelesi verirken Moğollara karşı da bağımsızlık mücadelesi veriyordu.” (Selçukname, Tıpkı basım, 1996; s.584-585).
2.İzzeddin Keykavus, 1256 yılında Moğol komutanı Baycu’ya yenik düşünce; İznik İmparatoru Laskaris’in ülkesine kaçtı.
Abul-Farac: “2.İzzeddin Keykavus; Baycu Noyan’ı ve 4. Kılıç Arslan’ı Hülagü Han’a şikâyet etti. Bunu duyan Hülagu 2. İzzettin Keykavus’a bir ferman göndererek memleketin iki kardeş arasında taksim edile-ceğini bildirdi. 2.İzzettin, Hülagu’dan aldığı bu ferman üzerine Konya’ ya gelip saltanat tahtına oturdu”. (Abul-Farac, c.II, s.563)
Osman Turan: “Ülke iki parçaya ayrıldı. Kızılırmak nehrinin batı kısmı 2.İzzettin Keykavus’a verilirken, Kızılırmak nehrinin doğu kısmı, 4.Kılıç Arslan’ a verildi”. (Turan, 2004, S.490-491)
İşte 2.İzzettin ile 4.Kılıç Arslan arasında yapılan taht savaşlarında Büyük Saltuk’un oğlu İsmail Saltuk, birçok Türkmen beyi gibi 2.İzzettin Keykavus’un saflarında yer aldı. 2. İz-zettin 1256 yılında yenik düşüp İznik İmparatoru Teodor Laskaris’in ülkesine kaçınca; onun komutanlarından biri olan İsmail Saltuk’da Bolu tarafına çekildi. 2.İzzettin Keykavus, ona Zonguldak/Gökçebey (Tefen) taraflarında bir bölgeyi vakıf olarak vermiş.
Halen Balıkesir Üniversitesi Tarih bölümü hocalarından Prof. Kenan Ziya Taş’ın çevirisi ile vakıf belgesi şöyledir: “Karye-i Tefen divanında Muhammed Şeyh’in oturduğu çiftlik, Ahi Kasım Bey tarafından vakıf edilmiş. Altı modluk (Ölçeklik) beher yer için vakıf senedi mevcuttur ve “Muhammed Fakıh’tan başka kimseye verilemez” kaydı vardır. Merhum Beyazıt Hüdavendigâr, tarafından söz konusu mülk, Muhammed Şeyh’in torunlarından Saltuk Şeyh’in tasarrufuna veril-miştir. Bu kayıtlar eski defterlerde mevcuttur. Daha sonra Saltuk Şeyh oğullarından, İmam Bey’in oğlu Derviş Hüseyin’in tasarrufuna verilmiş. Derviş Hüseyin’in elinde dört nişane-i zavim senedi mevcuttur. Yedidivan’da 216 akçalık Kızılbel köyü de Saltuk Şeyh Zaviyesi’ ne vakıftır. Sultan İzzettin Keykâvus’tan kalan kadim mülk, Süleyman Paşa tarafından 15 modluk yer haline getirilmiştir. Elinde Merhum İzzettin Keykâvus’dan ve Süleyman Paşa’dan ve Umur Paşa’dan ve merhum I.Murat Han’dan nişanları dahi vardır. 1530 Tarihli Muhasebe-i Vilayet-i Anadolu Defteri’nin 519. Say-fasında, Karye-i Kızılbel de Saltuk Şeyh’in on beş dönümlük yeri vakıftır.” (Doç. Kenan Ziya Taş, Bolu Sancağında Zaviyeler, Tahrir Defteri, 547)
1259 Yılında Kılıç Arslan’ın veziri Muinettin Pervane, 2.İzzettin Keykavus’un isyan hazırlıkları yaptığı yalanını Hülagü’ye bildirince, Hülagü komutan Alıncak Noyan’ı büyük bir ordu ile Konya üzerine gönderdi.
Prof.Osman Turan: “İzzettin Keykavus’un veziri Sahip Ata Fahrettin Ali, İzzettin Keykavus’un Moğollar nezdinde hiçbir saygınlığı ve şansı kalmadığı için, gizlice Rüknettin Kılıç Arslan ve Muhittin Pervane ile anlaşarak, İzzettin’i devirip, sultanlığı tekleştirmek istiyordu” diyor. (Turan, 2004, s.295 )
1259 Yılında 2. İzzettin’in komutanları Ali Bahadır, Uğurlu ve Emir Yavtaş, Aksaray önlerinde Moğol komutan Alıncak Noyan’a yenildiler. 2.İzzettin Keykavus, Komutanları ve önemli bir taraftar grubu ile Bizanslı dayılarına sığındı. Tam bu sıralarda Rum Pontuslular, fırsattan istifade ederek 1259 yılında Haynub (Sinop) ve Hercene (Amasya) yöresini ele geçirdiler. Hacı Bektaş Veli, Mahmut Hayranı, Ahmet Faki, Doğan Ata, Üryan Hızır… gibi ulu Erenler, Sinop ve çevresini kurtarmak üzere gönüllü bir “Gazi Erenler Ordusu” oluşturdular. Sarı Saltuk’un oğlu Seyyit İsmail Saltuk’u bu ordunun başına getirdiler.
Saltukname: “Hacı Bektaş Veli, Doğan Ata, Mahmut Hayrani ve Sarı Saltuk, birlikte bir toplantı yaparlar. Seyyit Mahmut Hayrani ona, “Çar yar” adına kisvet giydirir ve kılıç kuşandırır: “Var yürü gazada ol, sana fatih andandur” diyerek Sarı Saltuk’u Hercene (Amasya) taraflarına gazaya gönderir.” (Akalın, 1988, KBY.)
Sarı Saltuk (Seyyit İsmail Saltuk) gönüllü Gazi Erenleri ve Musahibi Güvenç Abdalla birlikte Sinop ve Amasya yöresine geldi. O sıralarda bu bölgede yoğunlukla Çepni Türk-menleri yaşamaktaydı. Çepnilerin Boy Beyi Tayboğa ile birlikte Rum Pontusluları geri püs-kürttüler. 4.Kılıç Arslan’ın veziri Muhittin Pervane, Kılıç Arslan’ı dolduruşa getirerek, Sarısaltuk’u ve Alperenleri oradan sürdürüp oğlunu oraya vali olarak atadı.
Saltukname: “Vezir Affan lain, Seyyitten şikayette bulundu. Affan münafığının eline fırsat geçince sultana: “Bu Şerif sizin mülke ortaktır. Babanıza da her zaman böyle hükmederdi” diye kışkırtınca sultan gazaba gelip, emretti bir ferman yazdılar. “Ya Şerif! Mülkümü terk et, durma git” dedi. (Demir, 2013, s.296)
Seyyit İsmail Saltuk, Selçuklu Sultanı 4.Kılıç Arslan’dan böyle bir ferman alınca, Bizans’tan yer istedi. Bu sıralarda Batı Karadeniz üzerinden Trakya’ya dek Peçenek saldırıları oluyordu. Peçenekler Bizans topraklarına girip talan ediyor, geri çekiliyorlardı. Bu saldırılardan bıkan Bizanslılar, Sarı Saltuk’un götürdüğü 12 bin çadır Türkmeni, Varna ile Tuna’nın denize döküldüğü “Dliorman” bölgesine yerleştirerek bir çeşit tampon bölge oluşturdu. Bizans’a sığınan İzzettin’in adamları da o bölgeye yerleştiler.
Dr. Maria Betça: “Taht kavgası nedeniyle biri birlerine düşen 2.Gıyasettin Key-hüsrev’in çocuklarından biri, Bizans İmparatoru 8. Michel’den kendisi ve de çevresi için yer istemiş, imparator da Dobruca bölgesini onlara vermiştir. Birçok Türk ailesi, Sultan İzzettin’in akrabası olan Sarı Saltuk Dede komutasında İznik’ten Üsküdar’a, oradan da 1263 yılında Dobruca’ya vardılar” demektedir.(Maria Betça, Uluslararası Türk Dünyası Eren ve Evliyalar Kurultayı, 1998, Ervak Yayını). (Sultan İzzetin ile Sarı Saltuk’un kan bağı, akrabalığı yoktur. Doktor Maria Betça burada yanılıyor. Veli Saltık.)
Yine bu sıralarda Bizans’a sığınan İzzettin, haksız bir ihbar üzerine tutuklanıp Aynos (Enez) kalesinde zindana atıldı.
İbni Bibi: “2.İzzeddin Keykavus, komutanı Ali Bahadır ve dayısı Kir Kedid, şarap içerlerken kendilerinden geçerler ve imparatoru saf dışı bırakıp 2. İzzeddin Keykavus’u hükümdar yapma planları kurarlar. Bu planı duyan imparator, 2. İzzeddin Keykavus ve yanındakileri tutuk-layıp Aynos zindanına attı”. (İbn-i Bibi, 1996, s.639).
Prof. Osman Turan “2.İzzeddin Keykavus, misafir olduğu Bizans’ta imparatoru de-virip yerine geçme planı yapacak kadar dengesiz değildi. Dönemin Selçuklu tarihçileri, Moğol etkisinde kaldıklarından dolayı gerçek nedeni yazmaktan çekinmişler” diyor. (Turan, 2004, s.499)
İzzettin’in halası Altınordu Sultanı Berke Han’la evliydi. (Togan, 1981, s.266) Yeğeninin zindandan kurtarılması için eşine ısrar edince; Berke Han, 1263 yılında Şehzade Nogay’ı, bir ordu ile Trakya’da Aynos kalesinde tutsak bulunan 2.İzzettin Keykavus’u kurtarmaya gönderdi. Seyyit İsmail Saltuk da, Gazi Erenleri ile birlikte komutan Nogay’ın ordusuna katıldı. 2.İzzettin Keykvus’u kurtarıp, büyük ganimetlerle Kırım’a döndüler. Bu ganimetlerle Kırım’da birçok tekke ve zaviye açtılar. Nogay’ın ordusunun çoğu, bu Gazi Erenlerin sayesinde Müslüman oldu.
Prof. Z.V. Togan: “Horasan, Azarbaycan ve Anadolu’dan Kırım Altın Ordu Devleti hanı Berke Han ve Şehzade Nogay’ın ülkesine “Gazi Erenler” gittiler. Erdebil Dergâhı Piri Seyyit Safaaddin, kendi müritleri (Talipleri) ile birlikte Kıpçak ve Kırım’a gidip, “İrşat”ta bulundu. Anadolu’dan Sarı Saltuk da 1263 yılında 12.000 çadır Türkmen ailesiyle (Bunların çoğu Karadeniz bölgesindeki Çepnilerdi.) gidip Kırım’a yerleşti ve Müslümanlığın yayılması için çalıştı. Aynı yılda (1263), Berke ile Nogay’ın ordusu, Hülagü Han’ın ordusunu Kafkasya’daki Terek ırmağı üzerinde bu Gazi Erenlerin sayesinde mağlup ettiler.” (Togan, 1981, s.268)
Esaretten kurtulan 2.İzzettin Keykavus, Berke Han’ın kızı Urbay Hatun ile evlendi. Berke Han damadına, Sulhat ve Sudak kentlerini “Arpalık” olarak verdi. 1281 Yılında Seyyit İsmail Saltuk, Nogay Han ile birlikte Kırım’dan Dobruca’ ya geçip, Tuna boylarını zapt etti. Seyyit İsmail Saltuk, Dobruca bölgesine yerleşti. Dobruca bölgesi, Tuna’nın Karadeniz’e döküldüğü Romanya ile Bulgaristan arasındaki verimli topraklara sahip bir bölge idi. Burada Babadağ kentine yerleşti.
Seyyit İsmail Saltık, Arap tarihçi El Birzali’ye göre 1293 yılında Babadağ’da vefat etti. (El Birzali, 2591). Kemalettin Muhammet Es Serac’a göre ölüm tarihi 1297’dir.
Nejdet Gürkan: “Rıfai Tarikatına mensup Kadı İbnü Serrâc’ın miladi 1315’de yazılan bu kitabı dönemin sufileri hakkında ilk elden bilgiler veriyor. Bu sufiler arasında 15. yüzyılda menakıbı yazılan Sarı Saltuk’un gerçekten yaşadığını ifade eden tarihi bilgiler dikkat çekicidir. Müellif, bizzat gördüğü Sarı Saltuk ve halifeleri Behramşah Haydarî, Barak Baba ve Baba Maristânî hakkında kendi gözlemlerini aktarıyor. Eser, şimdilik Sarı Saltuk hakkında bilgi veren en eski kaynak konumunda olmasından dolayı Türkiye Aleviliği tarihi içinde önemli bir yere sahiptir.” (İbnü’s-Serrâc, Tuffâhu’l-Ervâh ve Miftâhu’l-İrbah (Ruhların Meyvesi ve Kazancın Anahtarı), çeviri: Nejdet Gürkan, Mehmet Necmettin Bardakçı ve Mehmet Saffet Sarıkaya, Kitap Yayınları, 2015)
Saltukname: “Bir ara müritleri, ile birlikte Edirne’yi yurt edinmiş, aslında Kırım’ daki Kefe’yi çok severmiş. Bir de Sulhat’ta çok oturmuş. Bu üç kentten ayrı yaşayamazmış. Böyle olduğu halde ömrünü gazalarla geçirmiş. 1297 yılında Dobruca’da vefat etmiştir.” (Akalın, 1988).
Saltukname yazarı burada yine Saltukları karıştırıyor. Daha doğrusu hepsini tek Saltuk sandığı için yanlışlar yapıyor. Edirne yöresinde yaşayan Saltuk, aşağıda anlatacağımız Seyyit İsmail’in torunu Yakup Ece Saltuk’dur.
Romanyalı Aurel Decai: “1484’te Sultan 2.Bayazıt, Sarı Saltuk’un mezarı başına güzel bir türbe yaptırmış. Sarı Saltuk Dede’nin mezarı, İslam mimarisinin en eski örneklerinden biri olup, Babadağ da, Dobruca’nın en eski Türk kenti kabul edilmektedir.” (Aurel Decei, Uluslar arası Türk Dünyası Eren ve Evliyalar Kurultayı’na sunulan tebliğ, 1998, Ervak Yayını).
1651 Tarihinde Babadağ’ı ziyaret eden Evliya Çelebi de bunu doğrulamaktadır: Evliya Çelebi: “Sultan Beyazıt Han’a Çulcu Baba derlerdi. Kili ve Akkirman kalelerini fethe yöneldi. Babadağ’a geldiklerinde temiz yürekli bazı kişiler gidip; “Padişahımız, burada Saltuk adında nurlu bir kişinin kabri vardı. İnanç-sızlar onu yıkıp, üzerine çör çöp attılar, kabri kaybettiler” diye yakındılar. Sultan Beyazıt bu yere varıp, seccadesini serip veziri Kara Şemsettin ile birlikte iki rekât namaz kıldı. İstihareye daldı. Sarı Saltuk, o sarışın sakallı yüzüyle ve yeşil sarığı ile görünerek; “Ey Beyazıt! Hoş geldin. Akkirman ve Kili kalelerini, Boğdan kâfirinin elinden almak sana nasip olacak. Beni bu çöplükten kurtar” der. Boğdan alındıktan sonra 2.Bayazıt dönüp kışı Babadağ da geçirmiş. Sultan Sarı Saltuk’un, Muhammet Buhari’nin temiz soyundan olduğuna kuşku yoktur. …Sultan Beyazıt, Sarı Saltuk’un himmetiyle asithane, han, imarethane, medrese, kervansaray ve çarşıyı yaptırıp; Kırım hanı Giray Hanı da nazır tayın edip, bütün gerekleri yerine getirmek için görevlendirmiş. Bakteşi dervişlerinden Kademli Dede Sultan’ı derviş-lere başkan ederek posta oturtmuş”. ( Çelebi, 1984, 3 cilt, s. 86-87)
Gagavuz Türkleri’nin kökenini araştıran Tedeuz Kowolski: “Gagavuzlar üst üste üç Türk tabakadan meydana geldiler. Bunlardan birincisi, kuzeyden gelen Türk topluluğunun kalıntısıdır. İkinci tabaka Osmanlı’dan önce Sarı Saltuk’un Anadolu’dan getirdiği, Türkler’dir. Üçüncü tabaka ise Türkleşmiş tabakalardır. Gagavuz Türkleri, Sarı Saltuk’u Baba olarak anmaktadırlar. Sarı Saltuk’tan büyük saygı ile söz etmektedirler. Onların yaşadıkları bölgede Sarı Saltuk’a ait bir Ziyaret bulunmaktadır” diyor. (Kowolski, Uluslar arası Türk Dünyası Eren ve Evliyalar Kurultayı, 1998, Ervak Yayını).
Romanya/Babadağ’daki Sarı Saltık türbesi, Kırıkkale/Hasan Dede Ocağı evlatlarından Ertan ve Erhan Demirhan kardeşler tarafından onarıldı. 2012 Yılında TİKA (Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı) tarafından Romanya/ Babadağ da “1.Sarı Saltık Buluşması” adı altında bir Sempozyum düzenlendi. Sempozyuma, Prof. Alemdar Yalçın, Prof. Hasan Onat, Prof. Necati Demir, Doç. Gıyasettin Aytaş ve bendeniz Veli Saltık, birer sunum yaptık. Sempozyuma birçok bilim adamı yanında Sucaettin Veli Dergâhı Dedesi Mehmet Demirtaş Dede, Bektaşi Dede ve Babaları ve 360 kadar konuk katılmıştı.
Seyyit İsmail, 1297 yılında Babadağ’da vefat edince, Gazi Erenler’in başına Halil Ece Saltuk geçti. 1299 Yılında Tatar Toktagu Han, Altın Orda hanı Nogay’ı yenip öldürdü. Balkanlar’ daki Müslüman egemenliği son buldu. İsakça ve çevresi Toktagun’un Gayri Müslüm olan oğlunun eline geçti. Saltukname’nin anlattığı gibi “Küffar galebe çaldı.” Bölgedeki Türklerin çoğu Bzans’a iltica ettiler. Bir bölümü Moldovya’ya kaçtılar. Bir bölümü Halil Ece Saltuk’un öncülüğünde Çanakkale Boğazı’ndan Anadolu’ya, Karasi Beyliği’ne geçtiler. Daha sonra Osmanlı’ ya katıldılar.
Togan: “Dobruca’da Müslüman egemenliği son bulunca, bölgedeki Türklerin bir bölümü Bizans’a iltica ettiler. Bir bölümü de Sarı Saltık’ ın halifesi Halil Ece komutasında Karasi’ye geçtiler. Osman Oğulları devrinde tekrar Rumeli’ne geçerek büyük pirlerinin başlatmış olduğu mukaddes vazifeye devam ettiler” diyor. (Togan, 1981, s.270)
Nogay’ın eşi Çiçekli Hatun ile oğlu Türi de bu Gazi Erenlerle birlikte Anadolu’ya geldiler. Çiçekli Hatun, daha sonra Halil Ece Saltuk’un Gazi Ereni Barak Baba ile birlikte, İlhanlı hanlarından yardım istemeye gitti. İlhanlı imparatoru Gazan Han, Toktagun’un ordusuna karşı Batı Anadolu’ya 1302 yılında 30.000 kişilik bir ordu gönderdi. Ancak bu sıralarda Toktagu Han öldü. Yerine Müslüman olan Özbek Han geçti. (Togan, 1981, s.334) İbn Batuta’nın aktardıklarına göre, Müslüman olan yeni Altın Ordu hanı Özbek Han, Dobruca bölgesindeki Müslümanlar’ın mallarını geri verince, İlhanlılar da Rumeli seferinden vazgeçtiler. (Nurettin Bürol, İbn Battûta’ya Göre Deşt-i Kıpçak ve Türkistan, Ankara 1991).
Halil Ece Saltuk ile Anadolu’ya dönen bu Gazi Erenler’in büyük çoğunluğu Çepnilerden oluşuyordu. Balıkesir ve Bergama yöresindeki Çepnilerin çoğunun atası bu Çepnilerdir. Zeki Velidi Togan: “Bugün İzmir ve Balıkesir çevresinde bulunan Çepniler, Kırım ve Dobruca’dan geri gelen Çepnilerin torunlarıdır” diyor. (Togan, 1981, 271) Evliya Çelebi’ye göre Halil Ece Saltuk, 370 Gazi Eren’i ile Osmanlı’nın yanında yer aldı. Marmara Bölgesi’nin parça parça ele geçirilmesinde Gazi Erenler’in başında büyük başarılar gösterdi. Halil Ece Saltuk’un Osmalı içindeki yerini, Kemal Tahir “Devlet Ana” adlı romanında şöyle tarif etmektedir: “Osman Bey orta yerde; sağında Turgut Alp, Saltuk Alp, Kara-mürsel ve Sülemiş Ağa otururlardı. Solunda ise, Ahi Hasan Efendi, Yahşi İmam, Ak Timur, Kara Tekin, Akbaş Mahmut, Yiğit Paşa, Emir Sultan, Mevlana Hızır, Kadı Bey, Çoban Mirza, Yorgun Ata otururlardı.” (Tahir, Devlet Ana, 2005, s.130).
Saltukname’ye göre: “Osman, atasını esenledikten sonra atına binip, Sultan Sarı Saltık katına geldi. Sultan Sarı Saltuk, ona kuşak bağladı. Beline kılıç taktı, bir asa ile bir hameyil (muskalık) bağışladı. Ak destarını ona verdi. …Osman, gidip Şerif’in destarını bir ağaca bağlayıp bayrak yaptı. Uğur gördü.” (Akalın, 1988).
Halil Ece Saltuk, 1331 yılında İznik’te vefat etti. Türbesi Hersekli’nin bağındadır. Onun ölümünden sonra Alp Erenlerin başına Yakup Ece Saltuk geçti. 1356 Yılında Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa komutasında Türkler yeniden Rumeli’ne geçerken, Yakup Ece Saltuk da Gazi Erenleri ile birlikte Rumeli’ne geçti.
Aşık Paşa şunları aktarıyor: “Konur hisar tekfuruna Kalakonya derlerdi. Hayli bahadır kâfir idi. Türkler Rumeli’ne gelince o kâfir hiç at sırtından inmedi. Bu sıra-larda Yakup Ece de Gelibolu’yu kuşatmıştı. O kâfir bunlara güçlük çıkarıyordu. Zaman zaman bu Gazi Erenlerden adam dahi kaçırı-yordu. Süleyman Paşa bunu duyunca Gazileri uyardı. Konur hisar tekfuru Kalakon’un bir gün kaleden çıktığını haber alan Süleyman Paşa, yola pusu kurdu. Gazi Fazıl bu tekfurun peşine takılıp onu ele geçirdi. Yanında hayli kâfir vardı. Gaziler o kâfirleri kırdılar. Yakalanan tekfuru Konur hisarının karşısına getirdiler. Onun yakalandığını gören Konur hisarlılar, kaleyi Süleyman Paşa’ya teslim ettiler. Elde edilen ganimetler Gazi Erenler arasında paylaşıldı. Hacı İl Bey Konur hisar kalesinin başına getirildi. Gazi Evrenos da onun yardımcılığına getirildi. Öte yanda Geliblu tekfuru her tarafın Türklerin eline geçtiğini görünce, kendisi de yemin karşılığında Gelibolu kalesini Yakup Ece’ye teslim etti. Gelibolu ili Yakup Ece’ye tımar olarak verildi. Gazi Fazıl’a da pay verildi. Gazi Fazıl Ece ovasının bir ucunda yatmaktadır. Yakup Ece’nin de kabri o ildedir”. (Aşık Paşa,1985, 54-55 ).
Trakya ele geçirildi. 1363 Yılında Edirne alındığında, Yakup Ece Saltuk da oğulları Seyyit İbrahim, Seyyit İsmail ve Alp Erenleri İlyas ve İshak’la kendine bağlı birliklerin başında bulunuyordu. Bunu evliya çelebi de Saltuk-namede doğruluyor.
Evliya Çelebi: “Sarı Saltuk Baba’nın bir ziyaretgâhı da Babaeski’dedir. Kentin batısında, bahçeler arasında, Edirne yolu üzerinde Baba Sultan ziyaretgâhı düz yolda mesirelik bir yerdir. Bu Baba Saltuk, Gazi Hüdavendigâr Han’la Edirne fethinde bu-lunmuştur.” (Çelebi,1984, C.3: s.298).
Yakup Ece Saltuk, Babaeski’ye yerleşti. Burada bir Dergâh kurdu. Dergâhı, Trakya’daki Alevilerin merkezi oldu. Her gaza, her savaş sonrası ganimetlerle Babaeski’ye döndü. 1366 Yılında Edirne Osmanlı’nın başkenti yapıldığında, Seyyit Yakup Ece Saltuk da babasının Osman Gaziye yaptığı gibi 1.Murat Gazi’ye törenle “Ahi Kuşağı” bağladı, ona destur verdi, sırtını sıvazlayıp tüm Gazi Erenleri onu desteklemeye çağırdı.
Saltuknamede şunlar anlatılır: “Sarı Saltuk, Rum ülkesinde çok kerametler gösterip, yıllardan sonra Hacı Bektaş Dergâhı’na gelir. Çelebiler konuşan öküzü Sarı Saltuk’a kurban keserler. Hünkâr’ın dergâhında bir çift öküz vardı. Eçek adlı bir çiftçi bu öküzlere iyi bakardı. Yıllar sonra bir gün celallenip bu öküzlerden birine üvendire ile dürttü. Öküz dile gelip: “Eçek, evvelce hizmetimde kusur bulmazdın, beni hoş tutardın, şimdi kocadım diye beni üvendire ile kanatırsın. Yarın Sarı Saltuk gelecek, beni ona kurban edecekler, sen de benden kurtulacaksın” der. Çiftçi Eçek koşarak bunu Çelebilere anlatır. Ertesi gün Çelebilerle dervişler, Sarı Saltuk’u Aksaray yolunda beklerler. Uzun bekleyişten sonra dönerler ki, Sarı Saltuk gelip Dergâh’a oturmuş. Meğer o Çorlu-Kırşehir yolundan gelmiştir.” (Akalın, 1988).
1375-1376 Yıllarında Makedonya, Güney Sırpistan ve Kuzey Bulgaristan alındı. Daha sonra komutanlarından Balaban Bey Sofya’yı, Yahşi Bey Niş’i aldılar. Timurtaş Bey, İstip ve Manastır’ı, Hayrettin Paşa da Ohri’yi aldı. Yakup Ece Saltuk, Rumeli’ndeki hemen bütün savaşlara, sağ yanında İshak ve İlyas Gaziler; sol yanında oğulları İsmail ve İbrahim Gazilerle kendisine bağlı birliklerle katılıyordu. Büyük oğlu Muhammet Saltuk ise, Babaeski’deki Dergâhın başında bulunuyor, Pirlik (Dedelik) yapıyordu.
Velayetname Yakup Ece Saltuk için şöyle der: “Babaeski’deki dergâhında hasta yatarken: “Ben ölünce bana muhip olanlarınız birer tabut yaptırsın, koyup gitsin, biribirinizle çekişmeyin, ben hepinizin tabutunda bulunurum” diye vasiyet etti. Gerçekten de hepsi birer tabut yapıp gitti. Sarı Saltuk her tabutta göründü, hepsi de sevindi. Fakat kale sahibi beye: “Ben asıl senin tabutundayım” demişti de bey de: “Nerden bileyim” deyince tabut içinde ona elini sunarak, ona da böyle keramet göstermişti.” (Gölpınarlı, 1995, s.75-76).
Yakup Ece, 1370’li yılların sonunda vefat etti. Babaeski’deki Dergâhına gömüldü. Saltukname’ye göre Sarı Saltuk’un asıl mezarı Babaeski’dedir. Velayetname’ye göre asıl mezar Kaligra kalesindedir. Bize göre mezarların hepsi de gerçektir. Ancak hepsi aynı Saltuk’a ait değildir. Baba-oğul-torun hatta 2.kuşak torunlara aittir. Hepsi de Sarı Saltuk diye bilinmiş ve anılmışlardır. Yakup Ece Saltuk, vefat ettikten sonra onun oğulları Muhammet, İbrahim, İsmail ve İdris ile onun komutanları İshak ve İlyas, Rumeli’ nde gazalara devam ettiler. Yakup Ece’den sonra Gazi Erenlere Muhammet Saltuk komuta etti. Saltuk-name bunu şöyle doğrulamaktadır: “Sarı Saltuk (Yakup Ece Saltuk), öldükten sonra büyük oğlu Muhammet Saltuk, Müslümanlara baş oldu, Gazi Eren İsmail de nazır oludu.” (Akalın,1988).
Osmanlı, Rumeli’nde tutunabilmek için aldığı yerleri, Dedelere, Babalara veriyordu. Anadolu’dan getirilen Yörükleri de onların çevresine yerleştiriyordu. Saltuk Baba, Kızıl Deli, Otman Baba, Akyazılı Sultan Baba, Demir Baba Ocak ve türbeleri bunun bariz örnekleridir. Yakup Ece’nin dört oğlu ve iki komutanına da Rumeli’nde aldığı bölgeler de araziler verip çevresine Türkmenler yerleştirildi. Aşağıda aktaracağımız türbeler de Yakup Ece Saltuk’un dört oğlu ile iki komutanlarına aittir. Ancak tümü de “Saltuk Baba” olarak anıldığı için, hangisinin hangi oğluna ve komutanına ait olduğu anlaşılmıyor. Bu türbeler arasında Varna/Kaligra’daki türbenin Muhammet Saltuk’a ait olduğunu Otman Baba Velayetnamesi’nde yazılı olanlardan çıkarıyoruz.
1-KOSOVA /İPEK’DEKİ SALTUK BABA TÜRBESİ
Prof. Dr. Nimetullah Hafız: “İpek’den 2 km uzakta bulunan “Zeynel Ağa’nın Ovası”nda bir mezar vardır. Bu mezara “Vor-i Sarı Saltıkit” (Sarı Saltuk’un mezarı) derler. Eskiden bu türbeyi Hırıstiyanlar, Aziz Vasiliy’nin mezarı olarak; Müslümanlar ise Sarı Saltuk’un mezarı olarak ziyaret ederlerdi. Hırıstiyan halkın çoğu ise 2 Ağustosta “Aziz İliya” diye; Müslümanlar da “İlyas” diye ziyaret ederlerdi. Bu mezara bu günlerde İpek’deki Rifai Tekkesi’nin dervişleri hizmet etmektedirler.” (Hafız, Uluslar arası Türk Dünyası Eren ve Evliyalar Kurultayı,1998, Ervak Yayını). İpek’deki türbenin, Yakup Ece Saltuk’un komutanlarından İlyas Gazi’ye ait olduğunu sanıyoruz.
2-MAKEDONYA/OHRİ’DEKİ SARI SALTUK TÜRBESİ
Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın: “Makedoya’da Ohri kentinin güneyinde, Ohri Gölü’nün kıyısında kurulu Sveti Naum Manastırı’nda bulunan bir mezara geçmişte Türkler Sarı Saltuk’un mezarı olarak kabul edip ziyaret ederlermiş; Hırıstiyanlar da “Aziz Naum”un mezarı olarak bilip ziyaret ederlermiş. Zamanla Türkler o bölgeden ayrılınca, şimdilerde sadece Hırısti-yanlar ziyaret ediyorlar. Sarı Saltuk’un bölge Türkleri üzerindeki etkisi hala devam ediyor. Ohri’deki Halveti Tekkesi’nin müritleri arasında mezarın Sarı Saltuk’a ait olduğuna yürekten inananlar olduğunu tespit ettik. Türkler, Makedonya’da hakimiyetlerini yitirdikten sonra, bu mezar Hıristiyanlar tarafından bir Hıristiyan ziyaretgâhı haline getiriliyor. Hıristiyanlara göre Sılav asıllı Sveti Naum, bu manastırı kurmuş, 910 yılında ölünce buraya gömülmüştür.” (Akalın, 1998)
Hasluck, bölgeye yaptığı gezide, bu mezarın, Bektaşilerin kutsal ziyaretgâhlarından olduğunu yazmaktadır. Ohri’deki Sveti Naum Manastırını 1920’lerde ziyaret eden Jean Deny, buranın Sarı Saltuk’un tekkesi olduğunu ve üstü kumaşlarla örtülü mezarın da Sarı Saltuk’un mezarı olduğunu söyler. Her yıl Hıdırellezde burada büyük bir panayırın kurulduğunu söyler. Smith, Arnavutluk’tan Müslümanların Ohri’ye gelerek manastırdaki Sarı Saltuk’un mezarını ziyaret ettiklerini yazmaktadır. Bu mezar da Yakup Ece Saltuk’un oğullarından birine aittir.
3-VARNA/KALİGRA’DAKİ SARI SALTUK TÜRBESİ
Buradaki türbe ve tekke, Evliya Çelebi’nin anlatımına göre Kaligra burnundaki kayalıkların üstündedir.
Evliya Çelebi: “Hacı Bektaş Veli Horasan’da Yesi kentinde Hoca Ahmet Yesevi’ den ermişlik yolunda hırkayı giyip, Rum diyarında seccade sermeye izin alınca, Kaligra Sultan’ı üç yüz dervişe baş ederek Sultan Orhan Gazi’ye göndermiş. “Dobruca’da bir ejderha var, onu öldür, Tanrının kullarını onun şerrinden kurtar” diyerek eline bir tahta kılıç, bir seccade, tabıl, kudüm, alem ve sancak verip göndermişti.” …Refakatçı papaz, ondan önce gidip, krala müjde verip, ejderha’yı kendisinin öldürdüğünü söyler. Sarı Saltuk bunun üzerine: “Ejderhayı öldürmek bir keramet işidir. Madem öyle ise papazı ve beni bir kazana koyup kaynat. Hangimiz sağ kalırsak, ejderhayı öldüren odur” der. Kral da öyle yapar. O sırada Anadolu’da Hacı Bektaş Veli mendili ile bir kayayı silerken; “Saltuk Mehmedim sıkıntıdadır, terlemektedir. Hak yardımcısı olsun, elinden tutsun” demiş ve kayadan tuzlu su akmaya başlamış. Şimdi “Hacı-bektaş Tuzu” denen bu tuz, o günden beri çıkmaktadır. Kazanın ağzı açılınca Sarı Saltuk Sultan terler içinde dışarı çıkmış. Yalancı papazın ise sadece kemikleri kalmış.” (Çelebi, 1984, 3: 75-76-77).
Evliya Çelebi’nin söylediği tarihi gerçeklerle uyuşmuyor. Hacı Bektaş Veli 1271 yılında Hakka yürüdü. Orhan gazi 1287 yılında doğdu 1324 yılında bey oldu. (Necdet Sakaoğlu, Bu Mülkün Sultanları, 2000, s.33, Oğlak Yayınları) Orhan Gazi’ye 1366 yılında Edirne’de taç giydiren Yakup Ece Saltuk idi. Öyle anlaşılıyor ki Yakup Ece Saltuk’un oğlu Muhammet Saltuk, Varna Kaligra tarafına yerleşmiş.
1585 Tarihli Osmanlı Tahrir kayıtlarında bu bölgede bulunan Akkadın (Dulova) köyünde şu isimler geçmektedir: Yunus Saltuk Bali Saltuk Hızır Saltuk (TD. 625, 126).
4-MOSTAR/BLAGAY’DAKİ SARI SALTUK TÜRBESİ
Mostar’a 10 Km. yakında bulunan Blagay’da bir Sarı Saltuk türbesi var. Yukarıda anlattığımız Kaligra ile ilgili söylence, burası için de anlatılmaktadır. Sırplarla yapılan son savaş öncesine dek, Bosnalı Müslümanlar, Blagay’daki Sarı Saltuk türbesini ziyaret edip, üzerinde dualar okurlardı. Bize göre bu türbe de Yakup Ece Saltuk’un oğullarından birine aittir. 1394 Yılında Bosna-Hersek Osmanlıların eline geçince, Yakup Ece Saltuk’un oğullarından biri de buraya yerleşti. Daha sonra Blagay’da vefat etti ve buraya gömüldü.
5-ARNAVUTLUK/KRUJA’DAKİ SARI SALTUK TÜRBESİ
Osmanlı dönemindeki adı Akçahisar olan Kruja kenti yakınındaki bir tepe üzerinde bulunan Saltuk Baba türbesi, hala canlılığını ve saygınlığını sürdürmektedir. Devrimden sonra Enver Hoca zamanında Sarı Saltuk Dergâhı kapatılmış. 1990’larda yeniden ziyarete açılmış. Kuruja yöresindeki bir dağ da “Sarı Saltuk Dağı” olarak anılmaktadır. Kuruja’daki türbenin çevresindeki araziler, Yıldırım Han’dan bu yana Sarı Saltık Dergâhı’ na vakfedildiği için, Dergâh ve çevresi eskiden bakımlıymış. Arazi ve bahçelere, 1947 yılından sonra el konduğu ve Dergâh da kapatıldığı için, türbe ve çevresi bakımsızlıktan harap olmuş. Son yıllarda Sarı Saltuk Dergâhı yeniden açılmış, ziyaretçilerin küçük bağışları ile türbe ve çevresi yeniden düzenlenip, onarılmaya başlanmış. Dergâhın ve türbenin bakıcıları ve türbeyi ziyarete gelen Arnavutlar: “Bize Müs-lümanlığı Sarı Saltık Baba öğretti” diyorlar. Dergâhın ziyaretçileri hiç eksilmiyor. Türbenin önünde bulunan ulu bir ağaca, Anadolu’nun birçok yöresinde rastlandığı gibi binlerce dilek bezi, çaput, iplik bağlıdır.
6-KOSOVA/PRİZREN’DEKİ SARI SALTUK TÜRBESİ
Sarı Saltuk’un bir mezarı da Kosova’da Prizrent kentine 30 Km. yakında bulunan Pastrik Dağı’nda bulunmaktadır. Eskide Kosovalı Müslümanlar, bu türbeyi Sarı Saltuk’un mezarı diye ziyaret edip, üzerinde kurbanlar keserlermiş, dualar ederlermiş. Bu mezar, yerleşim bölgesine uzak olduğu için, bakımsızlıktan tamamen harap olmuş.
7-RUMELİFENERİ’NDEKİ SARI SALTUK TÜRBESİ
Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın: “İstanbul Boğazı’nın Karadeniz’e açılan en uç iki noktasından biri olan Rumelifeneri’ndeki fener binasının içinde Sarı Saltuk’a ait bir Ziyaretgâh vardır. Karadeniz’e dik inen bir tepeye yapılan bu fener, 1850 yılında yapılmıştır. Fenerin giriş katında bir sanduka bulunmaktadır. Sandukanın başucunda yedi satırlık kitabede şunlar yazılıdır: Hüvel baki Kutbul-arifin gavsu’l-vasilin Hazreti Hacı Bayram-ı Veli kaddese (sırrıhü) Evlad-ı kiramlarından Sarı Saltuk Merkad-ı şerifine el fatiha ……………….. sene 1204 Son satırı okunamıyor. Rumelifeneri özellikle mezarı da içine alacak şekilde yapılmıştır. Böylece mezarın muhafaza edilmesi amaçlanmıştır. (Akalın, C.3,1990)
Bu tarih hicri tarih ise; 1789 miladi yıla denk geliyor. Hacı Bayram Veli, 1352 yılında Ankara’da doğup, 1429 yılında Ankara’da vefat etmiştir. Rumelifeneri’ndeki mezar taşında 1204 tarihi yazılı olduğuna göre, Hacı Bayram Veli’ nin çağdaşı değildir.
Osmanlı kayıtlarından edindiğimiz kadarıyla Trakya ve Rumeli’nde “Saltuk” ve “Saltuklar” adında şu köy ve kasabalar mevcuttur:
1-Çirmen Sancağı’na bağlı Ağcakızanlık ilçesi Saltuk köyü;
2-Köstendil Sancağı’na bağlı Radovişte ilçesi Saltuklar bucağı;
3-Paşa Sancağı’na bağlı Dimetka ilçesi Saltuk köyü;
4-Paşa Sancağı’na bağlı Edirne Merkez ilçesi Saltuk köyü;
5-Selanik Sancağı’na bağlı Lankaza bucağı Saltuk köyü;
6-Rusçuk ilçesine bağlı Saltukçalar bucağı.
DERSİM’Lİ SALTUKLAR
1277 Yılında Memluk sultanı Baybars’ın Anadolu’ya girmesinden sonra Moğollar Anadolu’da yönetimi fiilen devraldılar. Anadolu’nun birçok bölgesinde Türk Beylikleri kuruldu. Bu beylikler, yarı bağımsız olmakla birlikte, Moğollar’a vergi veriyorlardı. Sarı Saltuk’un Dersim (Tunceli)’de kalan oğulları, 13.yy. sonlarında Çemişkezek’te “Melkişan Beyliği”ni kurdular. Melkişan Beyliği adını, Erzurum Saltuklu beyi Melik Şah Saltuk’tan almaktadır. Zazaca da ismin sonuna gelen “an” eki çoğul ekidir. Dersim aşiretlerinin arkasına hep bu çoğul eki gelir. Örneğin: Haydaran, Demenan, Laçinan, Ferhatan… gibi. “Melkişan” da “Melik Şah”ın soyu, “Melikşahlılar” anlamına gelir. Anadolu Selçuklu İmparatorluğu, Moğollar elinde bir oyuncak olmuştu. Anadolu’nun her tarafında yerel beylikler kurulup, doğrudan Moğollara bağlanıyorlardı. İşte bu sıralarda Dersim’e hakim olan Saltuklular, Çemişkezek’i ele geçirip, “Melkişan Beyliği”ni kurdular. Çemişkezek’le birlikte 32 kale, 12 nahiyeyi de ele geçirdiler. Bu beyliğin Türk olduğunu “Kürt Tarihi” adlı eserinde Bitlisli Şeref Han şöyle diyor: “Bu beylerin soyunun Türk olduğu, adlarından da anlaşılıyor. Çünkü Kürtlerde bu isimler hiç yoktur. Melkişi Hanedanlarına bağlı 1.000 aile, Safevi Devleti kurulunca onlara katılmış hatta önemli bir bölümü de Şah’ın muhafız alayına katılmışlar. Bu Melkişiler’in eyale-tine İranlılar ve Kürtler, “Kürdistan Eyaleti” diyorlardı”. (Şeref Han, 2009, 189). Kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, 1277 yılından sonra Sarı Saltuk’un çocukları tarafından kuruldu. Beyliğin başına Seyyit Süleyman Han getirildi. Beylik, Moğollar’a bağlandı. Takip eden yıllarda Pertek kalesi de Saltuklular’ın eline geçince, Pertek Sancak Beyliği’nin başına Seyyit Süleyman Han’ın kardeşi Seyyit Muhammet Can getirildi. Süleyman Han’ın ölümünden sonra Çemişkezek Beyliği’nin başına oğlu Seyyit Hüsamettin Ali geçti. Moğol hanlarla iyi ilişkiler içinde oldu. Melkişan Beyliğini “Sarı Saltuk ve Saltuklular” adlı kitabımda ayrıntılı olarak anlatıyorum. Bu nedenle burada ayrıntıya girmeyeceğim.
KAYNAKLAR
1. ABUL-FARAJ, Abul Faraj Tarihi, Çeviri: Ö.Rıza Doğrul, 1999, TTK Yay.
2. AKSARAYI, Müsa-Meretü’l Ahbar, Çeviri: Mürsel Öztürk, 2000, TTK Yayını.
3. AKSÜT Hamza, Alevi Erenlerin İlk Savaşı, 2006, Yurt Yay.
4. AŞIK PAŞA, Aşık Paşa Tarihi, Çeviri: Nihal Atsız, 1985, KB Yayını.
5. AUREL DECEİ, Uluslar arası Eren ve Evliyalar Kurultayı, 1998, Ervak Yayını.
6. BİRDOĞAN Nejat, Anadolu ve Balkanlar’da Alevi Yerleşimi, 1992, Alev Yayınları.
7. BÜROL Nurettin, İbn Battûta’ya Göre Deşt-i Kıpçak ve Türkistan, Ankara, 1991.
8. ÇELEBİ, Evliya. Seyahatname, 1984, 3.c,KBY.
9. DECEİ, Aruel. Uluslararası Eren ve Evliyalar Kurultayı, 1998. Ervak Yay.
10. EBUL HAYIR RUM, Saltuk-name, Çeviri: Haluk Şükrü Akalın. 1988, K.B.Y.
11. ELVAN ÇELEBI, Menakubu’l Kutsiye, Çeviri: A.Yaşar Ocak. 2010.
12. GORDLEVİSKİ, Anadolu Selçuklu Devleti, Çeviri: Azer Yaren, 1996, Onur Yayınları. 13. HALİL EDHEM, Tokat Kitabeleri, s. 642
14. İBNI BIBI Selçuk Name, Çeviri: Mürsel Öztürk, 1996, KB Yayını.
15. İBNÜ’S-SERRÂC,Tuffâhu’l-Ervâh ve Miftâhu’l-İrbah (Ruhların Meyvesi ve Kazancın Anahtarı), çeviri: Nejdet Gürkan, Mehmet Necmettin Bardakçı ve Mehmet Saffet Sarıkaya, 2015, Kitap Yayınları.
16. KERiMETTIN AKSARAYI, Müsa-Meretü’l Ahbar, Çeviri: Mürsel Öztürk, 2000, TTK Yayını.
17. KOWOLSKİ Tedavuz. Uluslararası Eren ve Evliyalar Kurultayı, 1998, Ervak Yay.
18. MARİA BETÇA, Uluslararası Eren ve Evliyalar Kurultayı, 1998, Ervak Yayını.
19. MENEKIB-I Hazırlayan: Abdulbaki Gölpınarlı, 1995, İnkılap Kitapevi.
20. OCAK A.Yaşar. Babailer, 2000, Dergâh Yay.
21. REŞİDETTİN, Cami’üt Tevarih, Çeviri: Fatih Ünal, 2008, Atatürk Ü.Türkiyat Ens. Yay. 22. SALTIK Veli, Türkmen İsyanları, 2009, Kuloğlu Yayınları.
23. SALTUK GAZİ DESTANI, Çev. Prof. Necati Demir, 2013, Tika Yayını
24. SELÇUKNAME,Tıpkı basım, Mürsel Öztürk, Ankara 1996.
25. SÜMER Faruk Doğu Anadolu’da Türk Beylikleri. 1998, TTK Yayını.
26. SÜMER Faruk, Anadolu’da Moğollar, Selçuklu Araştırmaları Dergisi, Cilt: I, s. 29, 1969. 27. SÜMER Faruk, Oguzlar, 1999, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayını.
28. ŞEREFHAN, Şerefname, Çeviri: Celal Kabadayı, 2009, Yaba Yay.
29. TAHİR Kemal, Devlet Ana, 2005, İtaki Yay.
30. TAŞ Kenan Ziya, Bolu Sancağında Zaviyeler, Tahrir Defteri, 547.
31. TOGAN Z.Velidi, Umumi Türk Tarihine Giriş, 1981, Enderun Kitapevi.
32. TURAN Osman, Doğu Anadolu’da Türk Devletleri Tarihi, 2001, Ötüken Yayınları.
33. TURAN, Osman, Selçuklar Zamanında Türkiye, 2004, Ötüken Yayınları.
34. VELAYEYNAME. 2010, Gazi Üniversitesi Araştır Merkezi Yayını.

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

İlgili Terimler : , ,
TemaFabrika